YAŞASIN 15/16 HAZİRAN DİRENİŞİMİZ.......

YER        :  FOMARA MEYDANINDAN KENT MEYDANINA YÜRÜYÜŞ

TARİH  :  15 HAZİRAN 2010

SAAT     :  18:30 FOMARA MEYDANINDAN TOPLANMA

 

NOT       : TÜM KURUMLAR KENDİ BAYRAK VE DÖVİZLERİYLE KATILACAK.TEK İMZASIZ PANKART OLACAK. 

15-16 HAZİRAN: TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ İLK AYAKLANMASI

15- 16 Haziran, Türkiye işçi sınıfının sendikalaşma hakkını korumak için harekete geçtiği gün…
15- 16 Haziran 1970 tarihi, Türkiye sendikal hareketinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Sermaye çevreleri ve onların güdümündeki sendikalar yasal değişikliklerle devrimci  sendikacılığı ve DİSK’i boğmayı hedeflemişler, ancak buna rıza göstermeyen işçiler eylemleriyle gereken cevabı vermişlerdir.
15-16 Haziran’da işçiler kendi örgütlülüklerine sahip çıkmış ve sınıf bilinci yaratılmasında en önemli adımlardan birini atmışlardır. “Türkiye’de işçi sınıfı yoktur, sendikal hareket yoktur” diyenlere karşı yüz elli bini aşkın emekçinin iş bırakarak yürüyüşe geçmesi; Türkiye’nin büyük işletmelerindeki işçilerin eyleme katılmaları, destek vermeleri en güzel cevap olmuştur. 15- 16 Haziran bir dönüm noktasıdır.

15-16 Haziran’a Doğru
1950’lerle beraber Türkiye’de sanayileşmenin artması, kapitalistleşmenin hızlanmasıyla  işçi sınıfı her geçen gün varlığını daha fazla hissettirmeye başlamıştır. Yerel düzeylerde de olsa grevlerle ve direnişlerle güçler dengesinde yerini almıştır. İşçi sınıfının 60’lara gelinen süreçte grev ve toplu iş sözleşmesi hakları resmen gasp edilmiştir. İşçilerin yan yana gelişleri, devrimcilerle kurulan bağ, devleti pek memnun etmediği için 1952’de işçi muhalefetini dizginlemek ve devlet güdümüne sokmak amacıyla Türk-İş kurulmuştur. Türk-İş, işçi ve egemenlerin çıkarlarının çatıştığı her durumda sermayenin ve devletin lehine tavır almıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tek parti politikasının bir benzeri tek konfederasyon Türk-İş’le devam ettirilmek istenmiştir. Fakat işçi cephesinden Türk-İş’e duyulan tepkiler, 1967 yılında   DİSK’in kuruluşuna hizmet etmiştir. Türk-İş’ten ayrılıp DİSK’e geçişler yaygınlaşmış ve DİSK bir çekim merkezi yaratmıştır. Bu tarihlerde toplumsal hareketlilik yalnızca işçi ve öğrenci kesimini değil kamu çalışanlarını, işsizleri ve kent yoksullarını da harekete geçiriyordu. Bir yanda siyasal ekonomik kriz, karşı yanda kitlelerin öfkesi ve genel hoşnutsuzluk giderek kabarıyordu.
15- 16 Haziran İşçi direnişi bu sürecin sonunda gerçekleşti.
1970’e gelindiğinde iktidarda Süleyman Demirel başkanlığında AP vardır. Girilen ekonomik ve siyasal bunalımlar; özelleştirmeler ve baskılarla atlatılmaya çalışılmıştır. Enflasyon artmış, işsizlik ve yoksulluk can yakıcı sorunlar haline gelmiştir. Bir yandan da işçilerin sendikalaşma taleplerinin önü kesilmeye çalışılmıştır. AP hükümeti, “Yeni Sendikalar Kanunu”nu bunalımdan çıkışın bir yolu olarak hayata geçirmek istemiştir.
Yeni yasayla grev ve toplu sözleşme, lokavt ve sendikalar kanunlarında değişiklikler yaparak DİSK’in kapatılması amaçlanmış, Türk-İş dışında diğer sendikaların faaliyetleri engellenmek istenmiştir. Dönemin hükümeti, uygulamaya koyacağı ekonomik önlemlerin faturasını işçi ve emekçilere yüklemek niyetindeydi ve karşısında muhalif güçler istemiyordu. 1963’te yasalaşan sendika, toplu sözleşme ve grev yasalarında değişiklikler yapılmasının hazırlıkları el altından tamamlanmıştı. Tasarı, 13 Haziran’da, TBMM oturumunda görüşülmeye başlandı. AP hükümetinin Meclis'e getirdiği bu kanun tasarısı Türk-İş ve CHP'nin de desteğiyle, 3,5 saat gibi kısa bir sürede TBMM'de kabul edildi.
Tasarı, işçilerin istedikleri sendikalara serbestçe üye olmalarını ve beğenmedikleri sendikalardan ayrılma haklarını güçleştiren, toplu sözleşme ve grev haklarını büyük ölçüde kısıtlayan hükümler içermekteydi. Sendikaların ülke çapında faaliyet gösterebilmesi için işkolunda sigortalı çalışan işçilerin en az üçte birini örgütlemesi barajı getiriliyordu. Ayrıca konfederasyonların faaliyet gösterebilmesi için ülke çapında sendikalı işçi sayısının üçte biri üyeye sahip olması barajı konmuştu. Bu oran, DİSK’in üye sayısının bu oranın altında kaldığı tespit edilerek konulmuştu.
Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk’ün “Çok yakında DİSK’in çanına ot tıkayacağız!” açıklamasından da anlaşıldığı gibi amaç netti. DİSK’in, işçi direnişinin büyümesini engellemek!
İşte böyle bir ortamda tüm halk kesimlerinden, bunalımdan çıkış yolları olarak dayatılan işsizliğe, baskılara ve örgütlenmelerinin önüne engel olarak dikilen bu yasaya tepkiler yükselmiştir.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, henüz kurulmasının üzerinden 3 yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen oldukça geniş çaplı bir katılımla, işçi sınıfının tüm haklarıyla birlikte kendisini de yok etmeye hazırlanan yasaya karşı grev kararı aldı.
14 Haziran 1970’de Lastik-İş’in Merter’deki binasında DİSK’e bağlı sendikaların temsilcileri bir toplantı yaptılar. Toplantıda bir işçi söz alarak şöyle dedi: “Biz fikrimiz ve kararımızı kendimiz vermeliyiz. Ne genel başkan, ne genel başkan vekili. Devrimci sendikalar tabandan idare edildiği için kararı tabandan veriliyor. Burada kararı bizler vermeliyiz.” İşçinin bu sözleri o süreçte mücadeleye hazırlanan işçilerin karalılığının bir göstergesidir.
Toplantı sonunda işçiler tarafından “Anayasal Direniş Komiteleri” kurulmuş ve 15 Haziran’dan itibaren yasa değişiklikleri geri çekilinceye kadar “süresiz direniş” kararı alınmıştır. Çıkarılmak istenilen anti-demokratik yasaya karşı işçiler, “Anayasa Çiğnenemez!”, “DİSK Kapatılamaz!” sloganları ile yürüdüler. DİSK’li Türk-İş’li ve örgütsüz işçiler, siyasal düşünce ayrımlarını öne çıkarmadan tepkilerini ortaya koydular.  Ertesi gün, 15 Haziran'da 100'ü aşkın işyerinden 100 bine yakın işçi sokaklara döküldü. 15 Haziran’da 123’ü Türk-İş’e, 50’si DİSK’e bağlı toplam 173 fabrikada üretim durduruldu. Demir-Döküm, Sungurlar, Otosan, Singer, Arçelik, Hoover, Rabak, Elektrometal, Philips, Çelik Endüstrisi başta olmak üzere çok sayıda fabrikadan direnişe  yaklaşık 300 bin kişi katıldı. İstanbul ve İzmit'te yürüyüş kolları oluşturularak alanlara akan işçi selini asker ve polis barikatları durdurmaya yetmedi. Otosan fabrikasından yürüyüşe geçen binlerce işçinin taşıdığı pankartta şunlar yazıyordu: “Savaş Başladı! Bütün Kininiz İşçilere mi? Yaşasın İşçi Sınıfı! Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Bir şeyimiz Yok!”
Ve sonraki gün... 16 Haziran'da ise sokaklara dökülen insan sayısı neredeyse iki katına çıkmıştı. İşçilerle birlikte diğer emekçi kesimler ve öğrenci gençlik, asker ve polis barikatlarından üzerlerine açılan ateşe aldırmadan yürüyorlardı. Genellikle DİSK üyesi işçilerin başını çektiği eylemlere Türk-İş’e bağlı işçilerin de katıldığı görüldü. İşçilerin birliği bütün ayrımları kaldırmıştı. Özellikle İstanbul’daki yürüyüş olaylı geçmiş, işçi kitlesinin tek bir alanda buluşmasını engellemek için vapur seferleri iptal edilmiş, İstanbul’un iki yakasını birleştiren köprüler açılmıştı.  İşçiler eylem boyunca Kadıköy Kaymakamlık binasını işgal etmiş, AP, MHP gibi partilerin tabelaları indirmiş, polis engeline uğrayan arkadaşlarını kurtarmak için doğrudan müdahale etmişlerdi.
Fabrikalarından çıkıp gelen on binlerce işçinin katıldığı ve gün boyu devam eden eylemler, 16 Haziran tarihinde Mehmet Gıdak, Mustafa Bayhan ve Yaşar Yıldırım adlı üç işçinin hayatını kaybetmesi, yüzlerce işçinin yaralanmasıyla sonuçlandı. Ölenlerin tamamının polis kurşunuyla vurulduğu sonradan anlaşılmıştır.
Üç koldan yürüyüşe geçen işçiler, İzmit, Gebze’den Kadıköy’e, Levent’ten Mecidiyeköy ve Taksim’e, Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapı’ya kadar ulaştılar. Disk yöneticilerinin eylemlerin başlangıcında gösterdikleri direnme havalarını olaylar büyüyünce koruyamamaları ve teslimiyetçi çağrıları işçileri yollarından geri bırakmadı. Yürüyüşün etki alanı gittikçe yaygınlaşıyordu. Eylemlerin iki günle sınırlı kalmayarak öteki sanayi kentlerine de yayılmasını engellemenin yolu sıkıyönetimdi. İşçi seli ancak böyle durdurulabilecekti. 16 Haziran 1970 günü sıkıyönetim ilan edildi. Birçok işçi gözaltına alındı, DİSK yöneticileri tutuklandı, haklarında davalar açıldı. Davalar beraatla sonuçlandı. Ve Yasa; “Anayasaya aykırı olduğu” gerekçesiyle oy birliği ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.

Yarınlar Direnen İşçilerin Olacaktır!

 
 

BAMİS Kuruldu!