Mehmet AKYOL tarafından yazıldı   

"SENDİKAL EĞİTİM"

Türkiye’de sendikal hareket üzerine yapılan bilimsel araştırmalar çağdaş bir sendikal anlayışın eksikliğine sürekli dikkat çekmektedirler. Gerek yasal planda gerekse de sendikaların bizzat kendi yapılanmalarında radikal bir değişim sürekli olarak kendini dayatmaktadır.

Böylesine bir değişim sürecinde sendikal eğitim önemli roller üstlenebilir. Ancak bu konuda sendikalar içinde ciddi bir birikim bulunmamaktadır. Sendikalar, deyim yerinde ise bir ‚ölüm kalım mücadelesi’ içinde olduklarından bu alanda ciddi bir girişimde bulunma şansları bulunmamaktadır. Ayrıca tek başına sendikal eğitimin, sendikaları içinde bulundukları krizden çıkarmayacağıda açıtır.

Bu çerçevede, sendikal harekete bir ivme vermesi açısından endikal eğitim merkezi oluşturulması bir gerekliliktir. Bağımsız bir merkez, hem sendikalara yük olmayacak, hem de onlardan bağımsız olarak, soruna çözüm bulunması açısından daha avantajlı bir durum yaratacaktır.

Avrupa Birliği ülkelerinde sendikalar, sendikal eğitim konusunda ‘Sosyal Bir Avrupa Birliği’ yaratma doğrultusunda pek çok ortak proje geliştirmektedirler. Avrupa Birliğinin genişlemesi çerçevesinde ise, yeni üye ülkelerde de bu doğrultuda son iki yılda önemli adımlar atılmış ve birçok Proje hayata geçirilmiştir. Bu doğrultuda üye aday konumunda olan Türkiye’de ise henüz somut bir adım atılmamıştır.

Sendikalar konusunda Türkiye’de uzun yıllar bir ‘sendikalar faciası’ yaşanmaktadır, sendikal hareket üzerine düşen görevleri yapmaktan çok uzaktır, bu haliyle AB standartlarını yerine getirmekten çok uzaktır. Bu durum ‘ilerleme raporlarında’ defalarca, dolaylıda olsa dile getirilmektedir.

Bu çerçevede oluşturulacak bir Eğitim Merkezi’nin bu görevleri yerine getirme konusunda önemli bir adım olacağıda açıktır.

Neden bir eğitim merkezi?

Her sendikanın sendikal eğitim konusunu hakkıyla yerine getirecek ayrı ayrı eğitim kurumlarını oluşturmasının zorluğundan hareketle hemen hemen her ülkede sendikalar ortak bir sendikal eğitim merkezi oluşturmuşlardır. Ekte ki örneklerde de görülebileceği gibi, bu kurumlar sendikaların kendi öznel eğitim çalışmalarını tamamlayacak bir görev üstlenmektedirler. Ayrıca bu kurumlar tek başına eğitim çalışması yapamayacak olan sendikalar içinde özel eğitim imkanları sunmaktadırlar.

Bu kurumların her ülkede oluşmasının değişik yollardan gerçeleştiği görülmektedir. Bazı durumlarda doğrudan sendikaların çatı örgütlerinin ( DGB, TUC ) girişimi ile kurulması söz konusu olurken, bu kurumlar hiç bir zaman bu Federasyonların bir alt kurumu olarak ortaya çıkmadılar, kendi iç çalışmalarında, politika belirlemede bağımsız davranma imkanlarına sahip olacak bir yapı ( ki bu genel olarak Vakıf statüsüdür ) olarak şekillendiler.

Ancak Avusturya örneğinde olduğu gibi, sendikal örgütlenmenin bir Yasa ile ayrıntılı olarak belrilenmesinin bir sonucu olarak, bu şekillenmede, sendikalar kadar devlette etkin bir unsur oldu.

Türkiye’de bugüne kadar benzer bir girişim hayata geçirilemedi, sendikal hareket sadece kendine doğrudan bağlı eğitim kurumları oluşturmayı denedi. Daha ilerde belritileceği gibi bu eğitim kurumları, ne ihtiyaca cevap verecek bir düzeye ulaştı, ne de belirlenen hedefleri gerçekleştirebildi.

Sendikal hareketin, eğitim kurumları için belirledikleri hedefler günümüzde Dünya’da ki tüm sendikalar için önemli bir tartışma noktasını oluşturmakta. Daha doğrusu bu, sendikaların toplum içindeki konum ve görevlerinin değişip değişmediği, eğer değişmişse, yeni konum ve görevlerinin ne olduğu tartışmalarının bir parçası. Bu konuda sendikal hareket içinde değişik görüşler bulunmakta. Ancak Türkiye’de sendikalar hala bu tartışmaların varlığından bile habersiz gibi davranmaya devam etmektedirler.

Ayrıca sendikaların daha önce kendi belirledikleri hedefleri gerçekleştirmedikleride biliniyor. Ekte bu konuda sendikaların, kendi yaptıkları ile ilgili bilgilerde bulunuyor. Bunların incelenmesi, sendikal hareketin eğitim konusunu tümüyle ihmal ettiğini göstermekte.

Elbette toplum içinde giderek önemini kaybeden sendikalar gibi kurumların öncelikle bir ölüm kalım savaşı içinde oldukları, bu anlamda sendikal eğitim konusunun geri planda kalması normal olarak algılanabilir. Ancak Dünya’daki deneyler her iki konu arasında bir bağlantının olduğunu göstermekte.

Bu süreç, sendikaların kendilerini yendiden tanımlamalarını gerektirmekte, 200 yıla varan sendikal hareketin tarihi, artık bir dönüm noktasına akmakta. Esas olarak kendi emeği üzerinde ki tasarruf hakkını, işverene hangi şartlarda sunacağını belirlemede çalışanların bir aracı olarak şekilenen sendikalara duyulan ihtiyaç, bu durumun devam etmesi nedeni ile, ortadan  kaybolmamıştır. Sorun, mevcut sendikal yapı ve görüşün, bu ihtiyaca cevap veremez hale gelmiş olmasıdır.

Bu çerçevede ki bir yapısal dönüşüm elbette ki tek başına sendikal eğitim ile gerçekleştirilemez, ama sendikal eğitim bunun için gerekli önkoşullardan biridir. Sendikal Eğitim Merkezi bu anlamda birbiri ile iç içe geçmiş iki görevi üstlenmek durumundadır.

Bu yazı, bir ‘Sendikal Eğitim Merkezi Projesi’ ne gerekçe olarak hazırlanmıştır.

 

 

 
 

BAMİS Kuruldu!