Büro Emekçilerinden Hükümete Uyarı
Büro Emekçilerinden Hükümete UyarıBüro Emekçileri Sendikası (BES) üyeleri dün (18 Mart) “Eşit işe eşit ücret” talebiyle Türkiye genelinde örgütlü olduğu tüm işyerlerinde saat 08:00 – 10:00 arasında iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.

Ümraniye Vergi Dairesi önünde düzenlenen basın açıklamasında konuşan BES Genel Başkanı Osman Biçer, “eşit işe eşit ücret” prensibinin nesnel ve gerçekçi bir biçimde uygulanması gerektiğini belirtti. Yaşanan ekonomik kriz koşullarının göz önüne alınarak kamuda iş güvenceli ek istihdam olanağı yaratılmasını istediklerini ifade eden Biçer, özelleştirme, hizmet satım alma ve taşeronlaştırma uygulamalarından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.

 

Düzenledikleri iş bırakma eyleminin “uyarı” niteliğinde olduğunu belirten Biçer, taleplerinin karşılanmaması durumunda 14 Nisan’da bir kez daha iş bırakarak alanlara çıkacaklarını ifade etti.

Basın açıklamasının tam metnini aşağıda sunuyoruz:

Basına ve kamuoyuna

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, örgütlü olduğumuz tüm işyerlerinde, haklı taleplerimiz, ülkemiz, geleceğimiz ve tüm yurttaşlarımızın eşit, ulaşılabilir ve nitelikli kamu hizmeti alabilmesi için iş bırakıyoruz, hükümeti uyarıyoruz!

Değerli Büro Emekçileri; İMF ve Dünya Bankasının uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda oluşturduğu Emek ve Emekçi karşıtı politikalar yıllardır ülkemizde uygulanmaktadır.

AKP eliyle pervazsıca sürdürülen “Zengin Dostu, Yoksul Düşmanı” politikalar sonucunda emekçiler ve ezilenler giderek daha da yoksullaşmış ve çaresiz hale getirilmiştir.

AKP, yatırım yapmayarak, yeni istihdam alanları yaratmayarak, çiftçilere topraklarını ektirmeyerek, yoksul, aç ve işsiz bıraktığı kesimlere; Yerel Seçimler öncesinde adeta “Seçim Rüşveti” verircesine Halkın Vergileriyle oluşturulan Bütçeden kaynak aktararak kendi siyasi geleceğini var etmeye çalışmaktadır.

AKP’nin, özellikle Sağlık ve Sosyal Güvenlik alanında yürüttüğü politikalar sonucunda gelinen noktada ne kadar acımasız ve zalimce uygulamaları hayata geçirdiği herkes tarafından görülmektedir.

Temel gıda maddelerine, elektriğe, suya, doğalgaza, dolaysız vergilere ve vergi cezalarına olağanüstü zamlar yapan, bununla birlikte “Zenginliğin simgesi olan Pırlanta’dan vergi almayan” AKP iktidarı, İMF talimatları doğrultusunda yoksullaştırdığı kesimlere açıkça “Size Din İman, Bize Han Hamam” dercesine tutum almakta, kendine yakın sermaye kesimlerini beslemekte ve kendi medyasını oluşturmaktadır.

TÜSİAD’ın Krizden çıkış yolu olarak İMF ile bir an önce Stand-By anlaşması yapılmasını önerdiği, Başbakanın “Kredi Kartı Kullananları” “Sahtekar” ilan ettiği bu dönemde soruyoruz; Türkiye Cumhuriyeti Devleti İMF ile 19 kez anlaştı da, bu anlaşmalar, iç ve dış borçları artırmaktan, kamu hizmetlerini özelleştirmekten, ülkemiz kaynaklarını uluslararası sermayeye peşkeş çekmekten, işsizliği ve yoksulluğu artırmaktan, holdingleri ve batık banka patronlarını kurtarmaktan başka ne işe yaradı?

Değerli Mücadele Arkadaşlarım; İMF, Stand-By anlaşması yapmak için Gelir İdaresi Başkanlığının “özerkleştirilmesi” şartını öne sürüyor. Bağımsız bir ülkeye müstemleke muamelesi yapıyor. Bu ülkenin emekçileri, buna izin verecek mi? Bizler, Osmanlı Devletinin sonunu getiren Düyun-u Umumiyenin, “özerkleştirme” adı altında yeniden hayata geçirilmesi girişimlerine izin verecek miyiz? Uluslar arası sermaye bilsin ki; Bağımsızlık Mücadelesi vermiş bir ülkeyi, bu tür girişimlerle iktisadi açıdan işgal etmelerine izin vermeyeceğiz. Bu ülkenin yurttaşları olarak, ülkemizde yaşayan kesimlerin hangisinden, ne kadar vergi alınacağına, alınan vergilerle oluşturulan bütçenin topluma ne şekilde dağıtılacağına, bu ülkenin yurttaşları karar verir. Bizi direk olarak İMF’nin yönetmesine izin vermeyeceğiz. Hükümetin bu konuda geri adım atmasını onaylamayacağız. 20 milyar dolar İMF kredisi karşılığında Bağımsızlığımızı teslim ettirmeyeceğiz.

Sayın Başbakanın haberi var mı? Halkın ve Emekçilerin yüzde kaçı kredi kartı kullanıyor? Kaç insan kredi kartı borcunu ödeyemediği, işsiz kaldığı, evine ekmek götüremediği için intihar etti? İşsizliğin rekor kırdığından, işsizliğin hem sayısal hem de oransal açıdan Türkiye tarihinde tüm zamanların en yüksek düzeyine ulaştığından Sayın Başbakanın haberi var mı? Kaç Kamu Emekçisi, kaç Esnaf, kaç Çiftçi, kaç İşsiz bu olumsuz gidişat nedeniyle intiharın eşiğinde? Bu olumsuzluklardan sorumlu olduğunuzu kabul ediyor musunuz? Emekçilere ve Halka karşı “Kasımpaşalı” tutumunuzun, Filistin Halkına bomba yağdıran İsrail Uçaklarını kullanan Katil Pilotların Konya’da Eğitime tabi tutulduğu gerçeğini gizlediğini mi düşünüyorsunuz?

Değerli Mücadele Arkadaşlarım; bu olumsuz koşullar, bize, başta Büro Emekçileri olmak üzere, tüm Yoksul ve Emekçi Halk kesimlerinin, Krizin Bedelini Ödememek, İnsanca Çalışmak ve İnsanca Yaşamak için Birleşerek Mücadele etmesini sağlamaktan başka çıkar yol bırakmamıştır.

Bizler; 2008 yılı Ağustos ayında örgütlü olduğumuz tüm kurumları Toplu Sözleşme yapmaya çağırmıştık. Olumlu yanıt alamadığımız kurumlardan Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Danıştay Başkanlığı hakkında Toplu Sözleşme Hakkımızı tanımadıkları gerekçesiyle Davalar açtık.

Toplu Sözleşme Hakkımızla ilgili olarak açmış olduğumuz Davaların tıpkı Tüm Bel Sen tarafından açılan Davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki sonucuna benzer bir biçimde Toplu Sözleşme Hakkımızın olduğuna dair Kararlarla sonuçlanacağına inanıyoruz.

Aylardır; Adalet Bakanlığına, Maliye Bakanlığına, Gelir İdaresi Başkanlığına, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğüne, bu kurumlarda çalışan Büro Emekçilerinin haklı ve meşru taleplerini iletiyoruz.

Bu kurumlara yönelik olarak düzenlediğimiz Dilekçe Kampanyalarında toplanan onbinlerce Dilekçe ilgili birimlere ulaşmış durumda. Buna rağmen henüz bu kurumlardan olumlu bir yanıt alabilmiş değiliz.

Uzunca bir süredir Hukuk Mücadelesi veriyoruz. Yüzlerce dava açtık. Kazandığımız davalar olduğu gibi, halen süren davalarımız da var.

Hükümet ve onun atadığı Bürokratlar Yargı Kararlarına rağmen, Hukuk Tanımaz uygulamalarını sürdürüyor, Yargı Kararlarını uygulamamakta direniyor. Mahkemeler tarafından verilen Kararlarla iptal edilen uygulamalar, yeniden, başka biçimler ve isimler altında hayata geçirilmeye devam ediliyor.

Adalet Bakanlığı 30 Ekim 2008 tarihinde imzaladığı Kurum İdari Kurulu Tutanağının gereğini yerine getirmekte yeterince hızlı davranmıyor. İmzasına sahip çıkmıyor. Yargı Emekçilerine vermiş olduğu sözleri ve imzalamış olduğu taahhütleri yerine getirmiyor.

3717 sayılı Yasa, Anayasa Mahkemesi Kararına rağmen hala yeniden düzenlenmiş değil. Mübaşir Kadrosundaki Yargı Emekçileri hala Yardımcı Hizmetler Sınıfından, Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmedi. Zabıt Katiplerinin kadroları hala Veri Hazırlama Kontrol İşletmeni olarak değiştirilmedi. Yargı Birimlerinde görev yapan 4/B ve 4/C statüsündeki Yargı Emekçileri hala Servis, Yemek ve Fazla Mesai Ücreti hakkından yoksun. Hala, Servis Hizmeti tüm Yargı Emekçilerine verilmiyor, Fazla Mesai Ücretleri Kurum İdari Kurulunda Adalet Bakanlığınca imzalanarak kabul edildiği halde hala 3 kattan 5 kata çıkartılmadı.

Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi Başkanlığı hala Aynı Masalarda, Aynı İşi yapan, Aynı Adli, İdari, Mali ve Cezai Sorumluluğa sahip Maliye Emekçilerine farklı Unvan ve Statü ayrımları üzerinden farklı ücretler ödemeye devam ediyor. Eşit İşe Eşit Ücret prensibine aykırı bu tutum İş Barışını tehdit ediyor. Maliye Emekçileri bu uygulama nedeniyle karşı karşıya getirilmeye çalışılıyor.

Fiilen Bilgisayar kullanan Maliye Emekçileri, birçok kamu kurumunda “Sınavsız” olarak dağıtılan Veri Hazırlama Kontrol İşletmeni Kadrosuna atanabilmek için Sınava girmeye zorlanıyor. Muhasebe ve Milli Emlak Uzmanlığı Sınavlarında hala “Mülakat” şartı yer alıyor. Mülakat Sınavlarının mevcut yasal düzenlemelere uygun olmamasına, Mülakat Sınavlarıyla ilgili olarak Yargı tarafından verilen Kararlara rağmen, Maliye Bakanlığı bu konudaki tutumundan vazgeçmiyor.

Bu durum, Maliye Emekçileri arasında var olan “Siyasi Kadrolaşma” tartışmalarının Kamuoyuna da yansımasına neden oluyor.

Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığında çalışan Büro Emekçilerine ödenen Ek Ödemeler 4 yılı aşkın bir süredir artırılmadı. Ek Ödemelerde hala Merkez-Taşra, Unvan, Kadro, Derece vb. ayrımcı uygulamalar sürüyor. Ek Ödemeler Büro Emekçilerinin haklı taleplerine rağmen hala Emekli Maaşlarına yansıtılmış değil.

Sosyal Güvenlik Kurumunda Hükümetin Siyasi Kadrolaşması devam ediyor. Kadro ve Unvanları her ne olursa olsun, Hükümete yakın kişiler, mevcut yasal düzenlemelere rağmen Üst Görevlere görevlendiriliyor.

Kurumun hemen hemen tüm Üst Görevleri “Vekaleten” göreve getirilen kişiler aracılığıyla yürütülüyor. Yeniden Yapılanma adı altında, Yerel Seçimler öncesinde, AKP’nin Siyasal Çıkarları doğrultusunda, yeni yeni Sağlık ve Sosyal Güvenlik Merkezleri açılıyor. Bu yeni birimlere “Birer Ay Süreyle Geçici Görevlendirme” adı altında Sürgünler yapılıyor.

Anayasanın 18. Maddesine rağmen, “Zorunlu Fazla Mesai” adı altından SGK Emekçileri mağdur ediliyor. SGK Türkiye’nin dört bir yanında yeni Sosyal Güvenlik Merkezleri açmaya hazırlanıyor. Bu yeni birimlerde de, mevcut SGK Emekçileri istihdam edilmeye çalışılacak. Binlerce SGK Emekçisi Aile Birliğinin, Kurulu Düzeninin bozulması ihtimali nedeniyle huzursuz. Vekaleten Üst Görevlere getirilen kişiler aracılığıyla yönetilen SGK Emekçilerinin bu rahatsızlığı anlamsız değil.

Sosyal Güvenlik Kurumunda “Veri Hazırlama Kontrol İşletmeni” ve “İcra Memurluğu” kadrolarının verilmesi ve “İmza Yetkilerinin Dağıtılması”ndaki tarafgir tutumlarla açıkça görünür hala gelen, İdarenin tarafgir tutumuyla ilgili gerçekler, SGK emekçilerini doğal olarak tepki göstermeye zorluyor.

Elbette ki, Vekalet Görevleri ile Üst Makamlara getirilen kişiler, yaptıkları her işlemde mevcut Hükümetin Siyasi Onayını alacaktır.

Türkiye’de sadece Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı birimlerde çalışan Nüfus Emekçilerinin Fazla Mesai Ücretlerinden %15 Gelir Vergisi Kesintisi yapılıyor. Sivil Savunma Genel Müdürlüğü personelinin sorunları artarak devam ediyor.

Tüm girişimlerimize rağmen bu kurumlar sorunları ortadan kaldırmaya yönelik olarak adım atmamakta ısrar ediyor. Bu iki kurumun binlerce Emekçisi tarafından verilen Dilekçelere rağmen İdareler suskunluğunu koruyor, Emekçilerinin taleplerini görmezden geliyor.

Bugün örgütlü olduğumuz tüm işyerlerinde Büro Emekçilerinin Haklı Taleplerini gündeme taşıyor ve sorunlarımız çözülene kadar Mücadeleyi Yükseltmekte kararlı olduğumuzu bir kez daha haykırıyoruz.

Büro emekçilerinin ortak talepleri:

• Yaşanan “Ekonomik Kriz Koşulları”nın göz önüne alınması ve “Milyonlarca İşsizin İş Sahibi olabilmesi” için Kamuda “Kadrolu ve İşgüvenceli Ek İstihdam Olanağı”nın yaratılmasını,

• Özelleştirme, Hizmet Satın Alma ve Taşeronlaştırma uygulamalarından vazgeçilmesini,

• Kamu İşyerlerinde 4/B, 4/C, Ücretli, Sözleşmeli vb. statülerde istihdama son verilmesini, “İşgüvencesinden yoksun bulunan tüm Kamu Emekçilerinin Kadroya alınmasını” ve İşgüvencesine kavuşturulmasını,

• Performans Esaslı Yönetim Modeli, TKY, Kalite Çemberleri vb. “Emek ve Emekçi düşmanı uygulamalardan vazgeçilmesini” ve Esnek Çalışma Biçimlerinin terk edilmesini,

• İşyoğunluklarının giderilmesi için, yeni Kadrolu İşgüvenceli Personel İstihdamının sağlanmasını ve “Meslek Hastalıkları”na karşı önlem alınmasını,

• İşyerlerinin “Çalışma Koşullarının iyileştirilmesi”ni,

• Kamu Personel Reformu olarak bilinen ve Kamu Emekçilerinin “İşgüvencesini” ortadan kaldırmayı, onları köleleştirmeyi amaçlayan yasal düzenleme hazırlıklarından vazgeçilmesini,

• 2009 yılında İşkolumuzda ilk Toplu Sözleşmenin imzalanması ve Grev Hakkımızın tanınmasını,

• Ücretlerin “İnsanca Yaşam Ücreti” düzeyine çıkartılmasını,

• Eşit İşe Eşit Ücret prensibinin Nesnel ve Gerçekçi bir biçimde uygulanmasını,

• Elektrik, Su, Doğalgaz, Ulaşım vb. “Temel Tüketim Mallarına yapılan zamların geri alınması”nı,

• Eğitim, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Hakkını Paralılaştıran ve Pahalılaştıran tüm yasal düzenlemelerin geri alınmasını, tüm Yurttaşlarımızın bu Sosyal Haklardan; Nitelikli, Eşit ve Ulaşılabilir bir biçimde yararlandırılmasını,

• Tüm Büro Emekçilerinin Yemek, Servis, Lojman, Kreş ve Gündüz Bakımevi, Kamp, Emzirme Odası vb. olanaklardan eşit ve nitelikli bir biçimde yararlandırılmalarının sağlanmasını talep ediyoruz.

Büro Emekçileri Sendikası olarak tüm Büro Emekçilerini haklı ve meşru taleplerimiz etrafında birleşmeye, örgütlü mücadeleyi yükseltmeye, haksızlıklar karşısında sessiz kalmamaya, tüm Kamu Emekçilerini Eşitlikten, Özgürlükten, Barıştan, Adaletten, Kardeşlikten ve Kamusallıktan yana tutum almaya çağırıyoruz.

Sendikamız Büro İşkolunun sorun ve talepleri üzerinden, Büro Emekçilerinin birleşik ve güçlü mücadelesini örgütlemeye kararlıdır. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çerçevesinde yürütülecek bir mücadeleyle Kamu Emekçilerinin taleplerinin yaşam bulması olanaklı değildir.

Bu “Uyarı Eylemimizin” ardından, taleplerimiz karşılanmadığı takdirde, üyemiz olsun ya da olmasın tüm Büro Emekçileri ile birlikte, Emek ve Demokrasi Güçlerinin de katılımı ve desteğiyle, Siyasi İktidarı ve Kamu İşverenlerini bir kez daha uyarmak için, 14 Nisan 2009 tarihinde bir kez daha İş Bırakarak alanlarda olacağız.

Sendikamız, geçmişten bugüne Büro Emekçilerinin haklı ve meşru taleplerini Toplu Görüşme Masalarında iktidarlara teslim eden Sarı Sendikalara inat, üyemiz olan ya da olmayan tüm Büro Emekçilerini haklı ve meşru taleplerimiz etrafında birleştirmeye, yan yana getirmeye ve mücadeleyi yükseltmeye kararlıdır.

Yaşasın Örgütlü Mücadelemiz
Yaşasın Bes
Yaşasın Kesk

Kaynak : Sendika.org

 
 

BAMİS Kuruldu!