1 Mayıs’la Başlayan Uyanış

0

Köleci bir toplum, kültüründe başladı benim işçilik hikâyem.” İşim mi bana sahip, ben mi işime sahibim” mi sorgularken tanıştım ağa babalarının ateşe üfleyen kuru ağızlarıyla. Gerçekten tatlı dil yılanı deliğinden çıkarıyormuş yoksa başka hangi dil işçileri resmi tatil ve senelik izinlerinden vazgeçirebilir ki. Patronun işçilere “biz burada aileyiz, evden çok burada zaman geçiriyoruz” demesi işçilerin olaya duygusal bakmasını sağlayarak kendi haklarını sorgulamaktan çekinmelerine neden oluyor. Eee işin ucunda aile olunca akan selde durur. Evet! Bir neden daha var. O da “Eğer haklarımı ararsam işten kovulurum”. Doğalgaz, elektrik, su faturalarını, kirayı ödeyemem. Kendimi değil de en çok çocuklarımı düşünüyorum. Bu replikler hemen hemen her işçinin dilinde. Yani anlayacağınız işsizlik ve aç kalma korkusu.
Şimdi bir fabrika hayal edin. İşçilerin 1 Mayıs’ta çalışmamak için dua ettikleri, gülünç geliyor değil mi? Aslında benim hikâyem tam da bu noktada başladı. Çalışma arkadaşlarımın da benimle aynı sevinci yaşamalarını isterdim ama onlar kaderlerine razı olup çalışmayı seçtiler. Ertesi gün Bir Mayıs’ın sendikalı işçilerin bayramı olduğu saçmalığını duydum patronumdan ve ekledi. Sadece dini bayramların tatil olduğunu söyledi. Buna karşı olduğumu söyleyince Ateistlikle suçlandım. Bir buçuk yıl kadar haklarımı istedim tabi kadın olduğum için de patron nezdinde bir işçi olarak da görmezden geliniyordum. Ama ben yılmıyor her defasında haklarımı istediğimi dile getiriyordum. Bir 1 Mayıs daha gelip çattığında bu defa işe gelmeyenler bir daha gelmesin denildi. Bu cümle benim için söylenmişti. Tabi gitmedim arkadaşlarda elektrik gittiği için altı saat çalışmışlar ve dört saatleri maaştan kesildi. Kurban Bayramına yaklaşmak üzereydik. Çok çalıştırılıyorduk. Arife günü geldiğinde kimse çalışmak istemedi yorgunluk isyan ettirmişti insanlara. Patronla konuşmak istediler ama gelmedi. Kapının ardından olan bitenleri dinliyordu. Ailede olur bazen böyle şeyler(?) Ustalar makinalara oturmamızı söyledi. Kimse oturmak istemedi. Patron gelmeden çalışmayacağız dedim ve beni patronun odasına gönderdiler. Beni gören patron hakaretler ve küfürler yağdırmaya başladı. Sonra malum son oldu. İşten kovdu. Haklarımı istedim vermedi. Kadın olduğum için emeğimi ve beni hafife aldı ve hiçe saydı. Dava açtım ve ilk zamanlarda hemen hemen her gün arayıp uzlaşmak istediklerini söylüyorlardı. Sendikamla ve avukatla geleceğimi söylediğimde bir bahane bulup görüşülecek günün tarihi ve saatini değiştiriyorlardı.
Bir yıl sonra davayı kazandım ve işime geri döndüğümde patron tekrar bir iş sözleşmesi imzalamam gerektiğini söyledi. Bir dakika sonra sekreter çok kalın bir dosyayla içeri girdi. Bunların hepsini çarçabuk imzalayıp işe hemen başlamamı söylediler. Ben anladım. Ortada bir kandırmacanın daha döneceğini. Bıkmadan sıkılmadan o kalın dosyayı tek tek okuyup imzaladım. Ben okudukça patronun rengi değişiyordu. Anlam verememiştim ilkin ama orta sayfaya gelince “kendim isteyerek istifa ediyorum” yazısıyla karşılaşınca bukalemun gibi renk değiştirmesinin nedenini anladım. Yalandan” bunu anlamadım ne demek istiyor” dedim. O da bana” her sözleşmede olur kesinlikle imzalaman gerekiyor” dedi. Tabi tarih yok üzerinde. Onun canı ne zaman isterse o zaman kovsun diye. Yahu arkadaş ben sendikalıyım, dava açıp kazanmış gelmişim, halen nasıl kandırabileceğini düşünüyor, anlamış değilim! “Sigortamın girişi hangi gün olursa, o zaman gelir çalışırım” dedim. Hemen ertesi gün yaptılar. Hemen ertesi gün gittim ama tanıdığım kimse kalmamış birkaç kişi dışında. Geri kalanı hep göçmen işçi olduğunu gördüm. Daha makinaya oturmadan patronun beni çağırdığını söyledi sekreter. Dava açıp işe geldiğimi kimseyle konuşmamamı ve aksi halde işime tekrar son vereceklerini söyledi. Bende ikili diyaloglarımın onu ilgilendirmediğini söyledim ve çıktım odadan. Paydos olunca arkadaşın birine hikâyemi anlattım sonra herkes tek tek yanıma gelip sormaya başladı. Doğru olduğuna inanamıyorlardı. Ertesi gün kimse benimle tek bir kelime dahi konuşmadı sonradan anladım ki benimle konuşmaları yasaklanmış. Her şey yasaklanmıştı bana. Mobing başladı. Servis vermediler. Bende işten çıktım direk, notere gittim haklı sebeplerle işten ayrıldığımı ve tazminatımı istediğimi belirten bir yazı gönderdim. Tazminatımı vermediler. Şimdi tazminat davası açtım.
1 Mayısın ön günlerindeyiz. Yine alanlarda olacağız. Ben de haklarım için mücadeleye ve direnmeye devam ediyorum. Ve edeceğim. Damla damla akıttığım alın terimi ve son dönem işçi ve emekçilere dayatılan saldırılarda kıdem tazminatı hakkımı gasp ettirmeyeceğim. 1 Mayısın coşkusuyla herkesi selamlıyorum.
ESENYURT’TAN BATİS ÜYESİ EYLÜL BAYSAL

Share.

Leave A Reply