Ekmek Kavgamız Artık Yaşam Kavgamızdır – Av. Sevgi Evren

0

/* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:”Normal Tablo”; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:””; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:”Calibri”,”sans-serif”; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}

EKMEK KAVGAMIZ ARTIK YAŞAM KAVGAMIZDIR

 

AV. SEVGİ EVREN

 

Şimdi onlar birer kahraman olduklarından habersiz. Çalışırken de habersizlerdi. Bir kere daha ispatlandı ki bu dünyanın bütün güzelliklerini işçiler yaratıyor. Sermaye katlediyor. Devlet katilleri koruyor

 

Soma katliamında hayatını kaybeden işçiler nezdinde tüm işçi sınıfının başı sağolsun diyerek başlamak istiyorum.

 

 

Bu cümle aslında ülkenin en büyük organize sanayi bölgelerinden biri olan Çerkezköy’de namusuyla sınıf sendikacılığı yapmaya çalışan biri işçi arkadaşımın o sabah herhangi bir mahkeme bilgisi vermek üzere onu aradığımda bana kurduğu cümle oldu. Duyar duymaz kulaklarımdan başlayan bir kızarma tüm yüzümü kapladı. Ben o telefona sarıldığımda Soma’da katliam olmuştu ben bunu sansürlüde olsa basından duymuştum, sosyal medyada facianın boyutunun daha büyük olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu ve bir işçi arkadaşımı, bir işçi müvekkilimi aradığımda ona baş sağlığı dilemek yerine günün rutin işlerinden bahsetmiştim ve onun bana verdiği cevapta ilk cümlesi bana kocaman bir gerçeği gösterdi: tüm işçi sınıfının başı sağolsun!

 

13 mayıs sabahı uyandığımda her yerden ölüm kokusu yayılıyordu, sansürlenmiş ve bir lağım çukuru gibi kokan televizyonlardan manipüle edilmeye başlandığı her halinden her cümlesinden anlaşılan haberler yayılıyordu.

Televizyon kanallarıyla, twitleriyle, açıklamalarıyla bir kez daha nefret gibi güçlü bir duyguyla baş başa bırakmıştı bizi siyasi iktidar. Ama yaşadığımız her katliamda biliyoruz ki nefretin toplumsal bir öfkeye dönüşmediği her kabarış korkularımızı büyütmekten başka bir sonuç vermiyor.

13 Mayıs gününü nefretle, kaygıyla ve telaşla geçirirken, içimden bir ses neden bütün ilke oraya gitmiyor şimdi diye heyecanlanırken aklımı durduğu yerde hatırlamaya çalışıyorum, sakin ol. Şu an ne yapabilirim?

 

O gün davalarına baktığım, saatlerce haklarını anlatmak için çırpındığım, fabrika önünde patronların küfür, taciz ve şiddet gösterilerine aldırmadan onlarla birlikte mücadele etmeye çalıştığım tüm işçi arkadaşlarımın cep telefonlarına sendikam adına toplu mesaj attım. Mesajda baş sağlığı dileyip onları akşam Taksim’de yapılacak tüm sendikaların katıldığı basın açıklamasına davet ettim. 350 iletilen mesajdan 1 tane işçi arkadaşım bana geri dönmedi. Kandillerde, bayramlarda, yıl başlarında uzun uzun mesaj atan işçi arkadaşlarım bir tane mesajla bana cevap vermedi. 

Yine aynı gün, boyalı basında bile yer yerinden oynarken birkaç tane işçi arkadaşım kıdem tazminatları için açtıkları davaların halen bitmemesi sebebiyle avukatlarını suçlayıcı ifadelerle mail gönderdiler. Onlara cevap yazmak içimden gelmese de, görevim gereği cevaplandırmak zorundaydım ve sadece tüm işçi sınıfının başı sağ olsun demekle ve akşama çağırmakla yetindim. Elim, kar hırsı ve denetimsizlik yüzünden 1000 den fazla işçinin mezarı olan madenden bir işçi daha kurtulur mu diye iyi haber beklerken bu konuda bir cümle dahi etmeyen bir işçi arkadaşıma daha fazla yazmaya gitmedi. Defalarca adalet sisteminin açmazlarını anlattığım bu işçi arkadaşıma bir kere daha yürümeyen davaları, işçinin nasıl ve ortamda çalıştığını bilmeden deri koltuklardan ahkam kesen hakimleri, yüksek har-a-çları, yapılmayan denetimleri yazmaya elim gitmedi.  

1000 den fazla işçiyi katleden patronları tutuklayacaklarına bakanlarla toplantı yaptıran, Başbakan’ı Soma’ya gittiğinde ilk o katil patronun elini sıkan , Yine Başkakan’ı Soma’ya binlerce polis ve korumayla geldiği için kurtarma çalışmalarına ara verilmek zorunda kalınan  devletin senin kıdem tazminatını iplediğini mi sanıyorsun demeye elim gitmedi.

Ve daha sonra yine halkın tepesine tepesine inen yumruklar, tekmeler, küfürler, korkutmalar, diş bilemeler, tehditler…  

 

Tüm bu tablo aslında işçilerin var olma, yaşam haklarına sistem tarafından nasıl bakıldığını gösteriyor. Sermayenin varlığı ve gelişimi için birer makine kolundan farklı algılanmıyor işçiler. Kıdem tazminatıdır, izin hakkıdır bunlara hiç girmiyorum burada, daha doğrusu giremiyorum. Biz işçi arkadaşım kıdem tazminatını alabilsin diye yürümeyen adalet çarkının içinde debelenirken işçi arkadaşım insanca çalışma ve yaşama hakkını çoktan kaybetmiş meğer. Soma’da yaşanan katliam tam da bunu ortaya koyuyor.

Asgari ücretle geçinemeyen işçinin fazla çalışmaya razı olması ve işsizlik tehdidi işçinin tepkisini belirlerken, kuralsızlık ve denetimsizlik koruması altında fazla üretim yapma zorlaması işçinin yaşam hakkını elinden alıyor.  Yaşam hakkının kaybetmiş işçinin de, ne sendikasından gelen mesajlara, ne de Başbakan ve ayakçıları tarafından atılan tekmelere tepkisi oluyor. Oysa Soma katliamı bir kere daha gösterdi ki, bu dünyanın bütün güzelliklerini işçiler yaratıyor.. Sermaye katlediyor..Devlet katilleri koruyor.

<span style="font-size: 12 sildenafil 100m order.0pt; font-family: ‘Times New Roman’,’serif’; mso-fareast-font-family: ‘Times New Roman’;”>Yaşam hakkını kaybeden işçi arkadaşlarıma sesleniyorum. Ürettiğimiz güzellikleri kullanmaya en fazla bizim hakkımız var, çıkardığımız kömürü, tarladan topladığımız domatesi, boyadığımız kumaşı, diktiğimiz ayakkabıyı..

Vereceğimiz mücadele artık çok daha çetin geçecek. Çünkü artık yaşam hakkımızı savunmak zorundayız; sermeye-devlet el birliğiyle bizden çalınan yaşam hakkımızı. Ekmek kavgamız artık yaşam kavgamız.

Share.

Leave A Reply