KAHROLSUN KAPİTALİZM! İşçi Katliamlarına Dur De!

0

Yıl 1975, yer Kazlıçeşme, bir işçi cenazesinde 5000 işçi hep bir ağızdan sesleniyor: kahrolsun kapitalizm!

 

Yıl 1975. Yer Zeytinburnu. Mezarlık yolunda 5000 işçi, omuzlarında bir tabut ağır ağır ama öfke soluyarak ilerliyorlar.

Tabut, Alibeyköy’de çalıştığı işyerinde elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş olan bir işçiye ait. İşçi arkadaşları Zeytinburnu’nun çamurlu sokaklarında omuzlarında arkadaşları, onu katleden sisteme lanet okuyarak öfkelerini haykırıyorlar.  5000 tekstil ve deri işçici mezarlık duvarını aşarak arkadaşlarını, yoldaşlarını toprağa veriyorlar.

Yıl 1975, 5000 tekstil ve deri işçisini öfkelendiren yükselen fabrika duvarları arasında kalan ve her gün biraz daha harcanan yaşamları. Onları kızdıran Kazlıçeşme’de tabakhanenin bütün semti kaplayan kokusunun bahar kokularını bastırması. Onları böyle dev bir kalabalık olarak bir araya getiren, şehrin başka bir varoşunda, Alibeyköy’de  ekmek kavgası verirken alınmayan önlemler sebebiyle elektriğe kapılan işçi arkadaşlarının, işçi komşularının, işçi yoldaşlarının artık yanlarında olamaması. Tüm bu acılı öfke haykırışları içinde sloganlar yükseliyor.  Yıl 1975, yer Kazlıçeşme, bir işçi cenazesinde 5000 işçi hep bir ağızdan söylüyor: kahrolsun kapitalizm!

Yıl 2015. İşçi sağlığı iş güvenliği meclisi verilerine göre 2015 yılında iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısı en az 1730!

1975 den bu yana aradan geçen 40 yılda üretim çeşitlendi, teknoloji ilerledi, bilim ilerledi, ama bununla beraber sömürü de büyüdü. Bu sınırsız denetimsiz çarkın içinde, fabrikalarda, merdiven altı atölyelerde, madenlerde işçiler katlediliyor.  Sadece sgk verilerine göre bile günde irili ufaklı 205 iş kazası yaşanıyor. Daha birkaç yıl içinde Ermenek’te, Soma’da, Zonguldak’da, toplu işçi katliamları yaşadık. Ayda ortalama 144 işçi, günde 5 işçi arkadaşımızı kaybediyoruz. Her gün 4-5 eve ateş düşüyor.  Her iki ayda bir defa Soma’yı yaşıyoruz. Sayılar gözümüzü korkutmuyor mu? Çok mu alıştık ekmek peşinde koşarken ölmeye, sakat kalmaya, hasta olmaya?

Bu vahşet tablosuna karşı finans kapitalin güvencesi hükümet sesimiz çıkmasın diye var gücüyle organize olmuş durumda. Çalışmaktan yas tutmaya vaktimiz yok, çalışmaktan anlamaya, itiraz etmeye vaktimiz yok, çalışmaktan yaşamaya vaktimiz yok. Bu yüzden katliamlara karşı sesimiz kısık, nefesimiz güçsüz, vaktimiz az. Ama derdimiz büyük: kapitalizm olanca vahşiliği ile sömürü çarkını çalıştırmaya devam ediyor. O krizlerle cebelleşirken, koşullarımız daha da ağırlaşıyor. İnşaat alanında zenginlik yaratılması pahasına biz işçiler hem iki kat fazla çalıştırılıyoruz, hem konut kredisi oyunuyla geleceğimizi, emeğimizi ipotek ediyoruz. Tekstilde, metalde 12 saat çalışmalara ve açlık sınırının 3500 tl olduğu yerde 1300 tl asgari ücrete razı ediliyoruz. İşimizi kaybetmemek adına hakarete, baskıya, tacize ses çıkaramıyoruz. İnsanlığımız, onurumuz ödememiz gereken kredi taksitinden daha önemli değil artık. Elimizde kalan son hak olan kıdem tazminatının da yok edilmesi için hükümet patronlara verdiği sözü tutmak için kıvranıp duruyor. Her an tüm hakkımı elimizden alacak fon uygulaması için düğmeye basılabilir.

Bu gidişe bir dur demek zorundayız. Yoksa kredi taksitleri bittiğinde insanlığımızdan, sağlığımızdan bir elimizde şey kalmayacak. Bugün ayda ortalama 144 işçi arkadaşımızı kaybettiğimiz çalışma ortamında; ölüm anılarımız çoğalıyor, çalışma acılarımız büyüyor. İçine düşürüldüğümüz bu sarmaldan çıkmamız gerekiyor. 1975 de elektriğe kapılarak hayatını kaybeden işçiyi 5000 işçi arkadaşı uğurlarken onun katiline sesleniyorlar: Hesap soracağız!

1975 den bugüne acılara alışarak, kötü çalışma koşullarına razı edilerek bir çok hakkımı kaybettik. İşsizlikle terbiye edilerek iş cinayetlerinde ölümlere kader deyip geçtik. Ama işçilik onurumuz, insanlığımız artık bize sesleniyor. 1975’de iş cinayetinde ölen işçi arkadaşlarının cenazesinden sınıfdaşlarımız bize sesleniyor. Bugün emekçilerin katili kapitalist sistem ve patronlardan hesap sormanın, bu şiddete bir dur demenin vakti geldi. Topyekün yok olmanın, topyekün köleliğin eşiğinde topyekün  itiraz etmeliyiz. Adaletin olmadığı yerde direnişi örgütlemeliyiz.

 

Share.

Leave A Reply