Müteveffa Satiye

0

Müteveffa Satiye

Ona mahkem tutanaklarında böyle diyorlar.

Satiye Gür bir fabrika işçisiydi. Türkiye sanayiinin kalbinin attığı işçi havzasında, Çerkezköy’de bir ambalaj firmasında çalışıyordu. 13 Ekim akşamı İstanbul’daki annesini aramış, iki kadın epey uzun konuşmuşlardı. Satiye her zamanki gibi kocasından dert yanmış,  kocasının çektirdiği eziyete dayanmakta ne kadar zorlandığından bahsetmişti.  Annesi kızına çocuk biraz daha büyüyene kadar sabır telkin etmişti. Elbet bir gün bu acılar bitecekti… O gün telefonu kapatmadan evvel Satiye iş yerinden de bahsetmişti. Orda da hiçbir şey kolay değildi. Evden çıkmak, para kazanmak kendisine iyi gelse de her vardiya omuzlarında ağır bir yüktü… Ustasının ertesi gün 13 numaralı makinede çalışmasını istediğini,  kendisinin bunu hiç istemediği halde kabul etmek zorunda olduğunu söylemişti Satiye. ‘ Hiç kimse o makinede çalışmak istemiyor, her kes korkuyor’  diye de eklemişti..

Ertesi gün,  yani 14 Ekim 2013 tarihinde Basaş ambalaj firmasında 00.00- 08.00 vardiyasının bitimine dakikalar kala 13 numaralı makineden iç parçalayıcı bir çığlık yükseldi…

Satiye çalıştığı strafor makinesinin kalıpları arasına sıkışarak korkunç şekilde yaşamını yitirdi.

Mahkemeye sunulan otopsi sonucuna göre muteveffa Satiye’nin bedeni büyük bir travmaya maruz kalmıştı. Kafa, boyun ve göğüs bölgeleri ezilmiş; ‘  kafa, yüz, omur… Çok sayıda Kosta kırıkları ile birlikte beyin kanaması beyin doku harabiyeti, iç organ yaralanması ve büyük damar yırtılmasından kaynaklı iç kanama ve medula şok’ söz konusuydu.
Olay yeri tutanaklarındaki fotoğraflarına bakabilenler, o dehşetli tabloya bakıp bir iş cinayetine tanıklık yapmak isteyenler ise şunu gördüler;  satiye’nin sıkışan kafası, göğsü ezilmiş bedeni 13 numaralı strafor makinesinin önüne yığılmıştı.  Üstünde iş elbiseleri yoktu, sanki evde gibiydi. Satiye belden büzgülü eteği,  bozulmuş beden bütünlüğü ile cansız yerde yatıyordu ve ayağından fırlamış olan naylon terlikleri de hemen yanı başındaydı…

Mahkemede iş cinayetinin gerçekleşme biçimi şöyle açıklanmıştı;  ‘Müteveffanın çalışmış olduğu makineyi otomatik pozisyonda acil stop butonuyla durdurarak son kontrolleri yapmaya başladığı esnada acil stop butonuna ölenin el, kol, bacak ayak ya da bedenin teması sonucunda makinenin aniden çalışmaya başladığı ve bu şekilde kazanın meydana gelmiş olabileceği anlaşıldığı, olayın iş kazası olduğu, kazanın oluşumundan Basaş isimli firmanın tali kusurlu olduğu anlaşılmıştır.’

Açılan mahkemenin bir aşamasında verilen bilirkişi raporuna göre ise ‘pres makinesinin hareketli kısımlarına uygun koruyucular koymayan ve koruma donanımıyla güvenlik altına almayan, güvenliksiz makinede çalışılmasına göz yuman, yeterli iş sağlığı güvenliği eğitimi vermeyen, gerekli denetimi ve gözetimi yapmayan, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırmayan… Şirket sahipleri ikinci derece kusurlu bulunmuştu…

Bu iş cinayetinin tanığı bir işçi BATİS’e (Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası) başvurarak sendikanın Satiye davasına sahip çıkmasına vesile olmamış olsa bizim Satiye’den de bu iş cinayetinden de haberimiz olmayacaktı.  Çünkü ilk evrede ortada sendika yokken ne işverenler dosyaya dâhil edilmişti ne de patronların asıl kusurlu oldukları tespit edilmişti.  Üstelik verilen hatalı bilirkişi raporuna göre ‘ %40 işveren, %60 Satiye Gür kusurlu ‘ bulunmuştu.

Adliye önünde yapılan eylemler ve duruşmalarda gösterilen performansı nedeniyle büyük bir işçi havzasının konforunu bozan sendika avukatı provokatör olmakla suçlansa da yürütülen mücadeleci hak arama süreci sonucunda hem işyeri sahipleri/şirketin yönetim kurulu dosyaya dâhil edildi. Hem de alınan yeni bilirkişi raporunda ‘Satiye %10 kusurlu, işveren %90 kusurlu’ bulundu. Sendika satiye ’ye yüklenen %10 kusuru da fazla bularak yeniden itiraz ederken her aşaması hantal, bürokratik, rakamlar ve kâğıtlardan müteşekkil mahkeme yıllara yayılarak sürüyor.

Biliyorum sadece yükselen direnişe eşlik etme seviyemiz değil, Kürdistan’dan ‘an itibari ile’ paylaşılan haberler, gördüklerimiz, tanık olduklarımız da herkese çok ağır geliyor.  Bir iş cinayetinin bu kadar detaylı anlatarak ben de bu tabloya bir katkı yapmış oldum belki.  Ama istediğim tam da bu benzerliğe dikkat çekmekti. Çalışma hayatında emekçilere egemen güçlerin acımasız  saldırısı sonucu her gün Satiye’ler ölüyor. İSİG ( İşçi Sağlığı İş Güvenliği)  tarafından açıklanan 2015 yılı iş cinayetleri raporu ağır bir tabloyu önümüze koyuyor. Rapor bir savaş bilançosu gibi sarsıcı. Her biri birer Satiye Gür olan 1720 işçi 2015’de Türkiye’de iş cinayeti sonucu öldü.  Bu işçilerin 120’si kadın işçidir. Ayrıca savaşın çatışmaların vahim sonuçlarına bakınca bu işçilerin 67’sinin göçmen işçi olması çok manidardır. Öte taraftan  yaşamını yitirenlerin 63’ü ise çocuk işçidir.

Rakamlar çok çarpıcı olsa da bizim  rakamlara değil politikleşmiş bir sınıf mücadelesini bu günden yarına inşa etmeye ihtiyacımız var. Egemen güçlerin pervasızca sömürüsüne, işçi kıyımına  karşı direnişi örebilmeli, Satiye’leri yaşatmayı başarabilmeliyiz. Ayrıca  Satiye’leri yaşatma gücününe sahip olamadıkça  Rozarin’leri de Taybet’leri de yaşatamadığımızı da acı acı görmekteyiz.

Serpil Kemalbay

Share.

Leave A Reply