Satiye Gür Davası: Bu Cinayet Yapanın Yanına Kar Kalmayacak

0

Çerkezköy’de kurulu bulunan Basaş Ambalaj fabrikasında çalışmakta iken yaşanan iş cinayetinde katledilen Satiye Gür’ün ölümünün üzerinden 3 yıl geçti. Sorumlular hakkında açılan davada patronlara yer verilmemesi sebebiyle Batis sendikası tarafından verilen mücadele sonuç verdi ve gelinen aşamada 3 yıl sonra iş cinayetinin yaşanmasında sorumluluğu olan patronların davaya dahil edilmesi nihayet mümkün oldu.

SATİYE GÜR KİMDİ?

Satiye 40 yaşında, evli ve bir çocuğu olan bir kadın işçi olarak yaşamını sürdürüyordu. Uzun yıllardır fabrika işçisi olarak çalışıyordu. Asgari ücret civarında maaşla, hem evini geçindirmeye çalışıyor hem de çocuğunu okutuyordu. Kocasının evine bir faydası olmadığı gibi, gösterdiği fiziki ve psikolojik şiddet de cabasıydı. İş cinayeti yaşanmadan az evvel İstanbul’daki annesini arayarak daha fazla dayanamadığını, şiddetten bunaldığını, boşanmak istediğini, İstanbul’a yanına gelmek istediğini söylemişti. Çocuğu biraz daha büyüyene kadar bekleme kararı almışlardı. Ama birkaç gün sonra yaşanan iş cinayeti onun için yaşamının sonunu belirlemişti. İş güvenliği önlemleri yeterince alınmadığı için aniden çalışan pres makinesinin arasına sıkışarak can vermişti.

NELER YAŞANMIŞTI?

Satiye Gür; Basaş isimli strafor fabrikasında 14 Eylül 2013 tarihinde pres makinesinin kalıbı arasına sıkışarak hayatını kaybetmişti. Kazadan sonra fabrikada savcı ve bilirkişiler tarafından bir kısım incelemeler yapılmış ve kazanın yaşanmasında bu aşamada alınan bilirkişi raporunda işveren %40, Satiye Gür %60 kusurlu bulunmuştu. Hazırlanan raporda işyeri ve işverenler o kadar güzellenmişti ki okuduğunuzda neredeyse Satiye Gür intihar etti diyebilirdiniz. Savcılık soruşturması o kadar özensiz yürütülüyordu ki, iş cinayetine kurban giden bir Satiye’nin basaş içinde Çerkezköy osb içinde devlet içinde kapitalizm içinde bir değer bir önemi yoktu. Satiye ölür, ayşe gelirdi. Ama önemli olan üretimin devam etmesiydi.

Savcılık aşamasında soruşturma sadece şef ve müdür aleyhine başlamasına itiraz ettik. Bu cezasızlık politikası sürdükçe ((asıl işverenler yargılanmadıkça ve kasten ölüme sebebiyet vermekten (olası kast/bilinçli taksir) yargılanmadıkça)) iş cinayetlerinin sonunun gelmeyeceğini bilerek patronların da yargılanmasını talep ettik. Ama savcılık sadece şef ve müdür hakkında iddianame düzenleyerek tarafını belli etmiş oldu. Bu defa ceza mahkemesinde patronların davaya dahil edilmesini talep ettik. Ancak mahkeme hakimi tarafından duruşma salonunda “provokatörlükle” suçlandık. Mesleğimizi icra etmemiz engellenmeye çalışıldı ama yılmadık. 4 duruşma sonunda keşif kararı aldırabildik ve fabrikaya keşfe gittiğimizde kaza anında olmayan güvenlik kafeslerinin tüm makinelere takıldığını gördük. En basit güvenlik önleminin alınması için bir Satiye’nin ölmesi mi gerekiyordu? Keşif sonrasında iş güvenliği uzmanı bilirkişilerin sunduğu kusur raporunda aynen şu ifadelere yer verilmiştir:“”-BASAŞ Ambalaj A.Ş. firma işverenlerinin, iş güvenliği ile ilgili görev ve sorumluluklarını yerine getirmedikleri  gerekçesiyle kazanın oluşumunda %70 (70/100) oranında asli derecede kusurlu olduğu,  Maktül Satiye Gür’ün kazanın meydana gelmesinde %30 (30/100) oranında tali derecede kusurlu olduğuna dair görüş ve kanaatimizi belirtir, raporumuzu sunarız. “”

Raporda kazanın yaşanmasından işverenler asli kusurlu bulunmuş ve Satiye Gür’ün katledildiği tescil edilmiştir. Rapor kısmi eksikleri ve Satiye Gür’e fazlaca kusur atfetmesi sebebiyle eksik de olsa mahkemeye bazı gerçekleri göstermesi bakımından ve savcılık aşamasında alınan hatalı bilirkişi raporunu çürütmesi bakımından oldukça önemli tespitler içermektedir.

İlk raporda işveren %40, Satiye Gür %60 olan kusur denklemi bu rapordan sonra işveren %70, Satiye Gür %30 olarak değişmiştir. Satiye’ye verilen kusur kazanın oluş şekli itibariyle fazla olduğundan buna yaptığımız itirazlarda sonuç vermiş ve 2. Mahkeme raporuyla işverenin kusur %90a çıkmış, Satiye Gür’ün kusuru %10a düşmüştür. 2. Raporda da işverenlerin sorumluluğu tespit edilmiştir. Ancak mahkeme hakimi tarafından patronların yargılanması için suç duyurusunda bulunulması talebimiz yine reddedilmiştir. Gelinen aşamada bu defa artık patronlar hakkında yeniden suç duyurusunda bulunmak zorunda kaldık. Ve yaptığımız şikayetin takipçisi olarak patronlar hakkında yeni iddianame düzenlenmesini sağlamış olduk. 25.11.2015 tarihinde asıl sorumlular olarak Basaş patronları hakkında iddianame düzenlendi ve iddianame daha evvel taleplerimizi reddeden mahkeme hakimi tarafından 30.11.2015 tarihinde kabul edilerek patronlar yargılamaya dahil edilmiş oldular.

 

İş cinayetlerine karşı cezasızlık politikasının bir sonucu olarak bu mücadeleyi verdik. İş cinayetlerine karşı suç isnadı ve yaptırımın “taksirle ölüme sebebiyet vermek” suçlamasıyla sınırlı kaldığı verili düzende patronların davaya dahil edilmesinin asıl karşılığı alacakları cezadan ziyade bu cezasızlık politikasının deşifre edilmesi ve buna karşı verilecek mücadelenin genişletilmesi ihtiyacının görünür kılınmasıdır. Her gün ortalama 7-8 işçinin iş cinayetinde hayatını kaybettiği çalışma koşullarının normal olmadığını hatırlamamız, fark etmemiz gerekiyor. Yargılanan patronlar hakkındaki cezaların komik cezalar olmaktan çıkıp esaslı yaptırımlara dönüşmesinin de ancak cezasızlığa karşı verilecek bu mücadele ile imkanlı olduğunu Satiye Gür davası bize çok net gösteriyor. Ve netice şu ki; asıl sorumlular cezalandırılmadan bu cinayetlerin önüne geçilemiyor. Bu kadar aleni ve ağır  ihlallerin yapıldığı fabrikalardaki denetimlerin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması, patronların  ciddi bir biçimde yargılanması ve işçinin kötü koşullarda çalışmama hakkının garanti altına alınması ancak ve anacak örgütlenme ve mücadele mümkün olacak.

Satiye; bu cezasızlığın ve örgütsüzlüğün bedelini çok ağır ödedi. Eğer bu iş cinayetinden evvel o makinelere koruma kafesleri takılmış olsaydı yada makinelerde ete duyarlı sensör olsaydı, yada acil stop düğmesi korumalı olsaydı yada zamanında kontrol edilmiş olsaydı vd, bu kaza yaşanmayacaktı, Satiye aramızda olacaktı. İşçilerin makinelere “katil”, “canavar” diye isim taktıkları bu çalışma sisteminde iş cinayetlerinin normal olmadığını, 12-16 saat çalışmaların normal olmadığını, 1000 tl asgari ücretin normal olmadığını, bu kadar yalnız ve örgütsüz oluşumuzun normal olmadığını fark etmemiz, hatırlamamız gerekiyor.

Buradan hareketle her hak gaspına, her ihlale, her ihmale,  her tacize, küçük büyük demeden her hukuksuzluğa ses çıkarmalı ve bunun sorumlularının cezalandırılması için çaba sarf etmeliyiz. İş cinayetlerinin, hırsızlıkların, tacizlerin, yapanın yanına kar kalmaması için fabrikalarda; sendikamızla, dayanışma sandığımızla, yardımlaşma derneğimizle örgütlenelim, güçlenelim.

 

Sevgi Evrim

 

Share.

Leave A Reply