Sendikal Harekette Yeni Bir Perspektif: BATİS/Trakya (Çerkezköy) Deneyimi

0
Showing 1 of 1

1- GİRİŞ

1970’lere kadar kırsal nitelikli küçük bir yerleşim yeri olan Çerkezköy, Bakanlar Kurulu’nun 1971 yılındaki kararı ile “Kalkınmada Öncelikli Yöreler” kapsamına alınmış ve 1973 tarihindeki karar ile Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması sonucu başlayan hızlı sanayileşme hareketiyle birlikte gelişim sürecine girmiştir.

Ardı ardına etkinliğe geçen büyük ölçekli, modern teknoloji kullanan ve esas olarak dış pazara yönelik üretim yapan özel sektör kuruluşları; dokuma, metal eşya ve makine imalatı dallarında yoğunlaşmıştır. Bölgedeki sanayi tesislerinde 60.000’i aşkın çalışan, Türkiye ekonomisine katkıda bulunmaktadır. Halkın çok az bir bölümü tarımla uğraşmaktadır. İlçenin yer yer orman, tarım ve mera alanı olarak kullanılan topraklarında yetiştirilen başlıca ürünler, buğday ve ayçiçeğidir. Hayvancılık da yapılan ilçede az miktarda sığır ve koyun yetiştirilmektedir.

SGK 2013 yıllık raporuna göre Tekirdağ’da bulunan 20.517 işletmede 231.314 işçi çalışmaktadır. Kadın işçi sayısı 64.185 iken erkek işçi sayısı 158.912’dir. Bunların içerisinde 1000’den fazla işçi çalıştıran iş yeri sayısı 10’dur. 50’den fazla işçi çalıştıran işletme sayısı ise 323. Başka bir deyişle Tekirdağ ilindeki işletme büyüklüğü Türkiye ortalamasının oldukça üzerindedir. Büyük işletmelerin büyük bir çoğunluğu ise Çerkezköy’de bulunmaktadır.

ÇSGB Temmuz 2014 verilerine göre Tekirdağ ili içerisinde 38.518 işçi sendika üyesidir. Sendikalaşma oranı ise %17.08 ile neredeyse Türkiye ortalamasının iki mislidir. Metal işkolunda 10.731 sendika üyesi bulunmaktadır, sendikalaşma oranı ise %32.35 ile rekor düzeydedir. Dokuma, hazır giyim ve deri işkolunda 18.381 sendika üyesi vardır, sendikalaşma oranı ise %26.00’dır. Petrol, kimya işkolunda sendika üyesi 3.435 ve sendikalaşma %21.89 iken gıda işkolunda 2.015 üye ve %19,36 sendikalaşma söz konusudur.

SGK 2012 yıllık raporuna göre Tekirdağ’da ortalama günlük kazanç Türkiye ve İstanbul ili ortalamalarının altındadır.

Ortalama günlük kazanç (TL)
Daimi Mevsimlik Kamu Özel Erkek Kadın Genel
Tekirdağ 52,13 39,45 75,77 49,81 53,49 43,33 50,61
İstanbul 59,50 46,09 104,69 56,26 57,28 59,35 57,89
Türkiye 54,72 42,59 83,27 49,65 53,14 50,46 52,48

 

Yukarıdaki tabloda görüleceği gibi, erkek çalışanların günlük kazançları, Türkiye ortalamasının biraz üstünde iken kadın çalışanların kazançları ortalamanın oldukça altındadır.

 

2- ÇERKEZKÖY’DE SANAYİ

Tekirdağ ilinde bulunan 13 OSGB’den bir tanesi olan Çerkezköy OSGB’de, ÇSGB İş Teftiş Kurulu Başkanlığı, 2012 yılında ‘ÇERKEZKÖY ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ RİSK ESASLI PROJELENDİRİLMİŞ DENETİM SONUÇ DEĞERLENDİRME RAPORU’ hazırladı. Bu rapora göre bölge firmalarının sektörlere göre dağılımı şu şekildedir:

SEKTÖRLER ADET
Tekstil 75
Kimya 21
Plastik 12
Demir ve Çelik 13
Demir Dışı Metaller 9
Lastik Sanayi 9
Gıda Sanayi 6
Elektrikli Makineler 5
Enerji 5
Petrol Ürünleri 4
İçki Sanayi 3
Kağıt Sanayi 2
Orman Sanayi 2
Cam Sanayi 1
Deri ve Deri Mamulleri Sanayi 1
Elektronik Sanayi 1
Tarım Aletleri ve Makineleri Sanayi 1
Diğer Sektörler 31
Toplam 202

 

Bölgenin bünyesinde bulunan farklı ölçeklerdeki üretim tesislerinin büyük çoğunluğu Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşlarındandır. İSO tarafından açıklanan “2010 Yılı Türkiye’nin En Büyük İlk 500 Sanayi Kuruluşu Listesi”nde 19 bölge firması yer almaktadır. KOBİ’lerin en büyükleri olarak nitelendirilen “2010 Yılı İkinci 500 Sanayi Kuruluşu Listesi”nde 16 bölge firması yer almayı başarmıştır. Bununla birlikte “2010 Yılının En Büyük 1.000 İhracatçı Firması” arasında 24 bölge firması bulunmaktadır.

Bölge sanayicilerinin üretimlerinin büyük bir kısmı ihracata yöneliktir. Bölgenin yıllık ihracat rakamı tahmini olarak 1 Milyar 600 Milyon Dolar’dır. Bölge ağırlıklı olarak başta İngiltere ve Almanya olmak üzere Avrupa Birliği Ülkelerine, Türki Cumhuriyetlere, çeşitli Arap Ülkelerine ve ABD’ye ihracat yapılmaktadır.  (ÇSBG Raporu 2012)

Ancak bölgede bu ÇOSB’nin dışında da fabrikalar var. Bu fabrikalarda çalışan işçi sayısı 10.000 civarında.
3- ÇEVRE SORUNLARI

Belediye tarafından yaptırılan “ÇERKEZKÖY BÖLGESEL GELİŞİM PROJESİ 2011” de çevre sorunları şu şekilde sıralanmaktadır:

Gerek katı atık ve gerekse evsel nitelikli atık su arıtma tesislerinin bulunmayışı bölgesel gelişim açısından en önemli sorunlardan birisidir. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nin endüstriyel atık su arıtma tesisi bulunmaktadır. Veliköy Sanayi Bölgesi’nin atık su arıtma tesisinin bulunmaması bir tehlike olarak kendini göstermektedir.

İstanbul başta olmak üzere diğer kentlerden özellikle Çerkezköy ve Çorlu’ya yığılmaya başlayan sanayi fonksiyonlarının Ergene Havzası’nda yol açtığı kirlilik ve susuzluk, bölgede tarımsal üretimi olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür. Çerkezköy ilçesindeki yoğun sanayileşme sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlarken, bu gelişme ile birlikte toprak, hava ve su kirliliği gibi önemli çevre sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bölgenin doğal kaynak potansiyeli aşırı kullanılmaya başlanmış ve atıklar alıcı ortam kapasitesinin üzerine çıkmıştır.

Ergene Nehri’nin en önemli kollarından biri olan Çorlu Deresi’ne Çerkezköy, Kızılpınar, Veliköy, Velimeşe, Çorlu ve Muratlı Belediyelerinin evsel atık suları ile Çerkezköy, Çorlu, Muratlı ilçeleri sınırları dahilindeki değişik sektörlere ait sanayi kuruluşlarının evsel ve endüstriyel arıtılmış ve arıtılmamış atık suları deşarj edilmektedir. Buradaki kirliliğin oluşmasında, spesifik kirleticilerden dolayı başta endüstriyel atık sular olmak üzere, hiçbir arıtma işlemine tabi tutulmayan evsel nitelikli atık suların da önemli bir neden olduğu görülmektedir.

Çerkezköy Açısından Tehditler,

a- Çevre kirliliğinin aşırı şekilde yoğunlaşmasına bağlı olarak oluşabilecek problemler,

b-Gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadığı takdirde karşılaşılabilecek sorunlar şeklinde özetlenmiştir.
Yukarıda sözü geçen ÇSGB raporunda işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda ise aşağıdaki tespitlere yer verilmiştir:

“Proje kapsamındaki teftişler sonucunda işyerlerinde görülen noksanlıklar göz önünde bulundurulduğunda makine emniyeti, risk değerlendirmesi ve kullanılan kimyasallarla ilgili noksanların işyerlerinde görülme oranının en yüksek olduğu tespit edilmiştir. En fazla noksan hususun dokuma ve giyim sanayinde olduğu görülmüştür.

İdari cezaya neden olan konuların başında “Tezgah veya makinenin hareketli parça ve kısımları koruyucu içine alınmamıştır.” Bu riskin var olan teftiş sistemi ile kısa ve orta vadede giderilemeyeceği anlaşılmıştır. ÇOSB bölgesinde faaliyet gösteren işyerlerinin 68’inde (%40) risk değerlendirmesi yapılmadığı veya yapılan risk değerlendirmesinin uygun olmadığı tespit edilmiştir.

Çoğu iş yerinde çalışma ortamında sürekli ölçülmesi gereken kimyasalların ölçülmediği, ölçülen birkaç iş yerinde ölçüm değerlerinin kayıt altına alınmadığı, kimyasalları algılayacak dedektör ve sensörlerin konumlarının yanlış olduğu gözlenmiştir. Birbiri ile reaksiyona girebilecek kimyasalların yan yana depolandığı, kimyasal maddelerin depolanması ile ilgili ciddi sıkıntıların olduğu görülmektedir.

Parlayıcı kimyasalların depolandığı ya da yoğun kullanıldığı bazı işyerlerinde enerji nakil hatlarının iş yeri sahası üzerinden geçtiği belirlenmiştir. Kimyasal depolama tanklarında emniyet mesafeleri konusunda ciddi sıkıntılar bulunmaktadır.

Bölgede bulunan işyerlerinde yangın ciddi bir risk teşkil etmektedir. Bu risklere karşı birçok iş yerinde; etkili ve yeterli yangın söndürme ekipmanlarının bulunmadığı, yangın alarm ve tahliye deneme tatbikatlarının periyodik olarak yapılmadığı saptanmıştır.

 Kimyasal maddelerle çalışan bazı işyerlerinde koku ve duman sıkıntısının yaşandığı görülmüştür. Tehlikeli, zararlı ve kimyasal maddelerle çalışan işyerlerinin gaz, toz, buhar, su vb atıklarının kontrolü yeterince yapılmamaktadır. İşyerlerinde bulunan makine ve ekipmanların çoğunda orijinal koruyucular bulunmamakta, bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarca yeterli denetim yapılmamaktadır.

Bu bulgulardan hareketle teftiş ekibinin tavsiyeleri arasında dikkat çeken şu cümleler bulunmaktadır: İşyerlerinde, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin etkin bir şekilde alınması ve sürekli geliştirilmesinin sadece teftiş hizmetleri ile sağlanamayacağı açıktır. Bu nedenle işveren, işçi ve ilgili tüm tarafların, iş sağlığı ve güvenliği konusuna öncelik vererek, önleyici yaklaşımı esas alan, çalışanların katılımını hedefleyen bir dizgide yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekmektedir.”

 

4- İŞ KAZALARI, MESLEK HASTALIKLARI VE HASTALIK

SGK’nın son açıklanan 2013 verilerine göre Tekirdağ ilinde meydana gelen iş kazalarının çalışan sayısına göre miktarı Türkiye ortalamasının neredeyse iki katıdır. Yukardaki bilgiler ışığında bu sonucun ortaya çıkması neredeyse kaçınılmazdır. Çalışma koşullarının il geneline göre daha tehlikeli olduğu Çerkezköy’de bu oranın çok daha yüksek olduğu açıktır. BATİS sendikasının bu alanda yoğunlaşması bu objektif durumun bir sonucudur.

Toplam sigortalı İş kazası Meslek hastalığı
Türkiye 18.886.989 191.389 371
Tekirdağ 231.314 5.401 0

 

Gene 2012 SGK verilerine göre Tekirdağ ilinde hastalık olay sayısı ve geçici iş görmemezlik sayıları Türkiye ortalamasının çok üstündedir. Kadın çalışanlarda hastalık sayısı ise neredeyse ülke ortalamasının iki misline yakın bir seviyeye çıkmaktadır.

Toplam Tüm Sigortalı Hastalık Olay Sayısı Geçici İş Göremezlik Süresi (Gün)
Kadın Erkek Toplam Kadın Erkek Toplam
Türkiye 12.527.377 416.179 1.090.802 1.509.981 3.396.777 10.958.634 14.355.411
Tekirdağ 2.786.102 17.683 34.418 52.101    113.488      275.559 389.047
Oran % 2,20 4,20 3,15 3,45 3,34 2,51 2,71

 

Meslek hastalıkları ise resmi verilere göre Türkiye genelinde olduğu gibi yok denecek düzeydedir. Mevcut mevzuat zaten meslek hastalıklarını görmemeyi ilke edindiğinden bu sonuç kaçınılmazdır. Ancak yukarıda belirtilen durum, esasta Çerkezköy bölgesinde kitlesel meslek hastalıklarının olduğunu veya olması gerektiğini söylemektedir. Sadece bölgeyi hedef alan bir alan araştırması, meslek hastalıklarının su yüzüne çıkarılması açısından elzemdir.

5- SENDİKALAR

ÇSGB Temmuz 2014 verilerine göre Tekirdağ ili içerisinde 38.518 işçi sendika üyesidir. Sendikalaşma oranı %17.08 ile neredeyse Türkiye ortalamasının iki mislidir. Metal işkolunda 10.731 sendika üyesi bulunmaktadır, sendikalaşma oranı ise %32.35 ile rekor düzeydedir. Dokuma, hazır giyim ve deri işkolunda ise 18.381 sendika üyesi vardır, sendikalaşma oranı ise %26.00’dır. Petrol, kimya işkolunda sendika üyesi 3.435 sendikalaşma %21.89 iken gıda işkolunda 2.015 üye ve %19.36 sendikalaşma söz konusudur.

Çerkezköy bölgesinde sendikalaşma oranının yüksek olmasına karşın, sendikaların sahadaki çalışmaları bu orana göre yeterli değildir. Bölgede temsilcilik olarak faaliyet gösteren BATİS ve BAMİS sendikaları kendi üyelerinin eğitimlerini yaparken, onların ihtiyaçlarına yönelik planlamalar yaparken bir yandan da, diğer sendikalara üye işçilerin taleplerini karşılamak, sorunlarını cevaplandırmak zorunda kalmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği denince bölgede akla gelen ilk işçi kurumu da BATİS ve BAMİS olmaktadır. BATİS ve BAMİS, örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden olan iş kolu ayrımı ve sendika barajları ile mücadele ederken, her sektörden işçinin öz örgütlülüğünün sağlanması için de çalışmaktadır. Üyesi olan, olmayan tüm işçilerin hakları konusunda bilgilendirilmesi, işçi sağlığı iş güvenliği eğitimleri verilmesi, bu konuda farkındalık yaratılması yönünde çalışmalar yapmaktadır. Bölgedeki tüm işçilerin, güvencesiz çalışma koşullarına karşı güçlenmesi ve örgütlülüğünün sağlanması için mücadele etmektedir.

Çerkezköy’de DİSK’e bağlı Tekstil sendikası, DİSK’e bağlı Lastik İş ve Türkiye İş’e bağlı Teksif Çerkezköy temsilcilikleri bulunmaktadır. Ayrıca ÇOSB’de Türk İş’e bağlı Petrol İş sendikası lokali var. Çorlu’da ise DİSK’e bağlı Birleşik Metal Çorlu şubesi, Hak İş’e bağlı Öziplik İş Trakya bölge şubesi ve Tür İş’e bağlı Teksif bulunuyor.

Ancak yukarıda belirtildiği gibi bu sendikaların çalışmaları oldukça yetersiz ve işçinin taleplerini gölgeleyen bir seyirde ilerlemektedir. Bazı tekstil sendikaları ücretlerin kayıt dışı ödenmesi meselesinde, işçileri toplayıp “Fabrikamızda kayıt dışı sorun var, bu durumu hiç görmezlikten gelelim patronda karşılığında %100 olan pazar mesailerini %150 yapsın.” diyebilmekte ve sınıf mücadelesine zarar verebilmektedir.

Bölgede sendikalaşma oranı yüksek olmasına karşın, sendikaların var olma sebeplerine uygun çalışmaması, işçilerin örgütlenme sorunlarının aşılamaması bu oranın işçi lehine sonuçlar doğurmasını engellemektedir. Bu sebeple doğru sendikal yapılarla, işçilerin hak bilinci ve sınıf bilinci eksenlerinde eğitimlerinin önemsenmesiyle, sonuç alıcı politik-sınıfsal hedeflerle çalışılmalı ve işçilerin öz örgütlülüklerinin sağlanması mücadelesi desteklenmelidir.

Bölgedeki en yoğun sektörlerden inşaata ise kısaca değinilmeden geçilemeyecektir. Bölgede inşaat işkolunda çalışan işçilerin çalışma koşulları ve örgütlülükleri yönünden ayrı ve yoğun bir çalışma yapılması gerekmektedir. Kalkınma bölgesi olması sebebiyle ‘gelişen’ ve gelişirken de sermayenin işçi sınıfını ‘öğütme’ politikasının bir ayağı haline gelen inşaat sektörü birçok yönden ele alınmalı. BATİS ve BAMİS hattında inşaat iş kolundan sendikamıza yapılan başvurularda da işçilerle birlikte çözüm için mücadele ediyoruz. Güvencesizliğin zirvede olduğu, genelde mevsimlik çalışmanın yapıldığı, göçmen işçilerin ağırlıkta olduğu, küçük müteahhit aileler şeklinde iş organizasyonlarının yapıldığı işkolunda, çalışma biçimleri işçilere ulaşma imkanlarımızı oldukça kısıtlamaktadır.

 

6-BATİS SENDİKASI SAHA ÇALIŞMALARI – NELER YAPIYORUZ?

BATİS sendikası tarafından 1997 yılından bu yana Bursa’da, 2007’den itibaren İstanbul’da ve 2010 yılından itibaren Trakya’da; üyesi olsun olmasın, hak ihlaline uğrayan her sektörden işçinin çalışma yaşamıyla ilgili yaşadığı problemlerinin çözümü için her türlü eylem etkinlik ve dava süreçlerini içeren bir mücadele yürütülüyor.

Çok uzun süredir işçi sınıfı ile bire bir örgütlenme çalışmaları yaparak sahada karşı karşıya kaldığımız sorunlardan çıkardığımız en önemli sonuç, işçi sınıfının örgütsüzlüğünün sonuçlarını bir bir yaşanmakta olduğudur. Çetin mücadelelerle kazanılmış hakların çoğu işçilerin bilinçlerinden kaybolmuş durumda. Sınıf bilinci bir yana işçilerin hak bilinci dahi çok büyük bir kayıp yaşıyor.

Bunun sonucu olarak da iş güvencesinin yokluğu, kayıt dışı ücretlendirmenin kural haline gelmesi, taşeronlaşmanın yaygınlaşması, sosyal sigortanın ve kıdem tazminatının en temel talep olmaktan çıkması, çok uzun çalışma saatlerinin normalleşmesi, iş cinayetlerinin kader olarak görülmesi, meslek hastalıklarının bilinmemesi, sermayenin işçilerin örgütsüzlüğünden sonuna kadar yararlanarak maksimum karlılık temelinde ücretleri çok düşük tutması ve iş güvenliğinin bir politika olarak geliştirilmemesi ve daha birçok temel sorun işçi sınıfının örgütsüzlüğünün sonucu olarak yaşanıyor ve yaşandıkça örgütsüzlüğünü pekiştiriyor.

Bu örgütsüzlüğün sonucu olarak işverenlerin son derece özgür davrandığı iş ilişkilerinde bir yandan da sendikaların tarihsel misyonlarını dahi oynayamadıkları bir süreç yaşanıyor. Özellikle organize sanayi bölgelerinde yaptığımız çalışmalarda toplu sözleşmelere kilitlenmiş örgütlenme çalışmaları yürüten sendikalar örgütlü oldukları ya da örgütlenmeye çalıştıkları fabrikalardaki işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığından dahi habersizler. Sendika temsilcileri iş hukuku donanımına sahip değil ve işçilerin taleplerine cevap veremiyorlar. Sendikalara duyulan güvenin son derece zayıf olduğu bölgede, işçiler örgütlenmeye çare ve çözüm olarak bakmıyorlar. Ama sorunlar dağ gibi büyüyor ve yine üretimin beynini-ellerini yani işçileri vuruyor.

Tüm bu veriler ışığında Çerkezköy ve Çorlu başta olmak üzere Trakya havzasında sınıfın sorunlarını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Hemen hemen hiçbir fabrikada işçi sağlığı iş güvenliği bir politika olarak yürütülmüyor. Kazaların ve meslek hastalıklarının önlenmesi gibi bir perspektif yok ve en fazla kazalardan sonra zararın giderilmesi yönünde adımlar atılıyor. Bu hususta hukuk mahkemeleri kanalıyla bir piyasa oluşmuş durumda.
  • 12 saat çalışma yasal çalışma süresi haline gelmiştir. Fazla çalışmaya kalmak aslen işçinin rızasına bağlı olduğundan fazla çalışma muvafakatnameleri daha işe girerken işçiden toplu olarak alınıyor. Zorunlu mesailere gelmeyenler, işlerini kaybetme tehdidiyle karşılaşıyor. Muvafakatname vermeyenler zaten işe alınmıyor.
  • Bölgede işverenler tarafından ücret politikası çok titizlikle yürütülüyor. Fabrikalarda 10 yıllık işçi ile 1 yıllık işçinin ücretleri düşük ücrette yani asgari ücrette eşitlenmiş durumda. Yine kadın işçilerin ucuz iş gücü olarak iş gücüne katıldığı dönemler bölge açısından geride kaldı. Zira ayrımcılığa son verilirken kadın işçiler erkek işçilerle yukarıda eşitlenecekken, erkek işçiler kadın işçilerle aşağıda eşitlendi. Buna rağmen halen kadın işçilerin erkek işçilere göre ücret konusunda ayrımcılığa uğradığı iş yerleri de var. Toplu iş sözleşmesi olan iş yeri sayısı bir elin parmakları kadar az ve bu sözleşmelerle kazanılan haklar da tüm iş yerinde eşit uygulanmadığı gibi, yetki davaları, sendikal baskı ve işsizliğin artması da hakları kısıtlıyor. Aynı fabrikada bazı işçiler 4 ikramiye alırken bazı işçiler 2 ikramiye alıyor bazı işçilerse taşeron çalıştırılıp sözleşmeden hiç yararlandırılmıyor. TİS hukuku dahi etkin uygulanmıyor.
  • Kayıt dışı ödeme hemen her iş yerinde var ve işçi açısından ispatı her geçen gün zorlaşıyor. Fazla mesailer zorunlu tutulmakla beraber fazla çalışma ücretlerinin neredeyse tamamı kayıt dışı ödeniyor. Bu da işçilerin prim ve hak kaybına neden oluyor. İş yasasında 2003 yılında yapılan değişiklikler işçilere bir alan açmış ve verilmeyen, kayıt dışı tutulan hakların hukuk davaları ile alınması mümkün olmuştu. Bu alan da gerek mahkeme harçları artırılarak gerekse Yargıtay kararları ile iyice daraltılmış durumda. İşçinin kayıt dışı ödemeyi ispatlama ve verilmeyen hakkı için hukuki mücadeleye başvurma koşulları zayıflatıldı.
  • Bölgede çok sayıda meslek lisesi, fabrikalara iş gücü yetiştiriyor. Verilen eğitimin niteliği tartışma götürürken iş gücü talebinin arttığı dönemlerde, çoğu öğrencinin okulu bırakıp sahaya çıkması sağlanıyor.
  • Sendikaların kötü mirasının da örgütlenme sorunlarını artırdığı ifade edilebilir. 80 öncesinin devrimci havasının da esmediği günümüzde tüm sendikalar aynı kefede değerlendirilmektedir. Vermekte olduğumuz Devrimci Sendikal Mücadele bu kötü mirastan kötü etkilenmekte ve sermeyenin sendikal hareketlere ve hak isteyen işçilere uyguladığı ayrıştırıcı politika işimizi daha da zorlaştırmaktadır.Bu çerçevede BATİS ve BAMİS olarak 2 hattan çalışmalarımızı yoğunlaştırmış durumdayız. Birinci hat, işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi, diğer hat ise iş güvencesi mücadelesidir. Birbiri ile de her an kesişen bu talepler örgütlenme çalışmalarımızın temelini oluşturmaktadır ve işçilerin süreçlere boylu boyunca katıldığı bir çalışma yöntemi belirlemektedir. Bazen komisyonlarla, bazen meclisleşerek, bazen fabrika önünde direnerek, bazen sadece dava ile ama mutlaka işçinin katılımıyla…

7-BATİS-BAMİS SENDİKASI DENEYLERİ

  1. İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ ÇALIŞMALARI

Tüm bu şartlar altında özellikle Çerkezköy ve Çorlu bölgesinde yaptığımız çalışmalarda işçi sağlığı iş güvenliği konusunda işçilerde farkındalık yaratmak ve işverenlerin özgürlüğüne görece bir sınırlama getirmek amacıyla sendika olarak üzerimize düşeni yapmanın basıncıyla bazı taktikler geliştirdik.

Yaptığımız çalışmada 2 yöntem belirledik. Öncelikle işçinin çalıştığı ortamı fark etmesi, yaşadığı koşulları anlaması ve bundan şikayet eder bir konuma gelmesi gerekmekteydi. Hayatlarına mal olan bu çalışma koşullarının normal görülmeye devam edilmesi halinde işverene de ulaşma şansımız yoktu. Bunun için işçinin sürece katılımı sağlanmalıydı. Aksi halde dışarıdan bir müdahale sorunları çözmeye yetmiyordu.

Genel bilgilendirme çalışmaları ve eğitimlerimizin ana konusu işçi sağlığı iş güvenliğinin önemi oldu ve dinlediğimiz işçiler gelinen aşamada artık çözümün bir parçası haline geldiler ve taleplerinin takipçisi oldular.

İkinci yöntem olarak, işçiden doğrudan alınan verilerle, bir alan araştırması da yaparak iş yeri düzeyinde sorunları raporlaştırdık. Bu raporları sendikalar yasasındaki “taraf olma ve denetleme”  yetkimize dayanarak birer ihtarnameye çevirdik. Hukuk dilinde işverenler için çok şey anlatan bu ihtarnameler iş yerine bir uyarı mektubu niteliği taşıyordu. Bu uyarı mektupları üzerine işyerlerinde yaşanan ihlaller derhal işçi sağlığı iş güvenliği önlemlerine dönüşmeye başladı. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası uygulanmaya başladı. Aşağıda sıralayacağımız önlemler, bize yine işçilerden sağlanan geri dönüşlerle tekrar tarafımızca raporlaştırıldı.

Bu yöntemler; işçilerle sendikal örgütlenme arasında zayıflamış olan bağı güçlendirirken, sınıfın sermayeye karşı “onlar çok güçlü” algısını zayıflatmaya da hizmet etti, etmeye de devam ediyor. O zamana kadar işçi sağlığı ve iş güvenliği için en ufak bir adım atmamış olan işveren, çok kısa bir zaman diliminde makinenin değeri kadar iş güvenliği yatırımı yapmaya başlıyor. İşçiyi muhatap alıyor, sorunlarla ilgili anketler yapıyor, eğitimler başlatıyor, iş güvenliği uzmanını değiştiriyor ya da iş güvenliği uzmanı istihdam ediyor, koruyucu ve önleyici malzemeler veriyor. Ve daha birçok önlemi almaya başlıyor.

Bu genel açıklamalar ışığında üyemiz olan-olmayan tüm sektörlerden başvuran işçilerin her türlü sorunlarına ilişkin başlattığımız görüşmeler, bir vaka incelemesine dönüşmekte ve çözüme yönelik çalışmalar yapmaktayız.

 

Çalışmalarımızın işçi sağlığı iş güvenliğine yönelik bölümünde,

– 2013 ve 2014 yılında 18 iş yerinden işçilerle görüşme yaptık.

– Her iş yerinden en az 3, en fazla 10-15 kişilik işçi gruplarıyla bu görüşmeleri yaptık.

– Görüşmeler aynı zamanda asgari bir İSİG eğitimi programı çerçevesinde yürütüldü.

– Görüşmelerde işçilerin İSİG problemleri dışında kayıt dışı ücretlendirme, fazla çalışma, haksız yere işten çıkarılma, taciz, mobbing ve baskı altında çalıştırılma gibi sorunları da tespit ve tasnif edildi.

– Tespit edilen sorunlar üzerine raporlama ve ihtarnameye dönüştürme çalışması, bir sendikacı, bir İSİG uzmanı ve bir avukattan oluşan komisyon tarafından yapıldı.

– İhtarname işverene resmi olarak tebliğ edildi ve alınması talep edilen önlem ve düzenlemelere göre işverenlere süre verildi.

– Verilen sürenin sonunda, işçilerle tekrar iletişim kuruldu ve düzenlemelere ilişkin geri dönüş sağlandı.

– Yapılan tespitler ve geri dönüşler gereğince düzenlenen raporla işçilerin talepleri doğrultusunda kayıt dışı hakların tespiti için de Maliye’ye, Vergi Dairesine, Sosyal Güvenlik Kurumuna ve İş Kur Bölge Müdürlüğüne başvurular gerçekleştirildi.

Başvuru Bilgileri:

  • 2013 yılında 2 adet, 2014 yılında 16 adet, 2015 yılında 14 iş yerine ihtarname düzenledik.
  • Bunlardan 28 tanesi tekstil boyahane, 3 tanesi metal iş kolunda ve 1’i de gıda iş kolunda bulunuyor.
  • 8 başvurunun sahibi kadın işçi ve 24 başvuru erkek işçiler tarafından yapılmış.
  • Başvurulan işyerlerinin 2 tanesinde iş yerinde yetkili sendika var.
  • Başvuruların 12 tanesinde mobbing ve taciz başvurusu da var.

 

Tespit Edilen Ortak İSİG İhlalleri:

  • İşçi Sağlığı İş Güvenliği kurulları çoğunda yoktur. Kurul olan fabrikalarda da işçi temsilcisini işçiler seçmemiş, işveren talimatıyla kurul oluşturulmuştur.
  • İşçi sağlığı ve güvenliği eğitimleri ya verilmemiştir ya da kağıt üzerinde verilmiş gibi gösterilmektedir. Verilen eğitimlerin sonuçları değerlendirilmemekte, işçilerde davranış değişikliği gözlemlenmemektedir.
  • İşçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin kişisel koruyucu donanımlar (iş elbisesi, iş ayakkabısı, toza dayanıklı maske, iş yerindeki kimyasallara dayanıklı eldiven, kulak tıkacı, tulum vb) işçilere verilmemektedir. Verilenler işlevli ve koruyucu olmamaktadır.
  • Makinelerin güvenlik sensörleri ve emniyet stopları yoktur, olanda devre dışı kullanılmaktadır. Makine ve ekipmanların bakım, topraklama ve periyodik kontrolleri yapılmamaktadır.
  • İşyerlerinde kimyasalların kullanımı yönetmeliklere aykırı olarak kullanılmakta ve meslek hastalığı riskini çok artırmaktadır. Yine birbirine duyarlı kimyasallar aynı ortamda bulundurulmakta ve yangın, patlama riskleri çok artmaktadır. Kullanılan kimyasalların ‘Malzeme Bilgi Formları’ işçilerin görebileceği noktalara asılmamaktadır. İşçilere kimyasalları kullanırken nelere dikkat etmesi gerektiğiyle ilgili eğitim verilmemektedir.
  • Fabrikalarda “İş yeri doktorundan sevk almadan hiçbir yere gidilmeyecek.” diye uyarılar yazılmaktadır.
  • Fabrikalarda yük asansörü, forklift, yük taşıma arabaları gerekli bakımlardan geçirilmediği gibi, forklift yolları kullanıma uygun olmamakta, forkliftler yetkili kimseler tarafından kullanılmamaktadır. Bozuk araçlar ve patlak tekerleklerle iş yürütümüne göz yumulmaktadır.
  • Çoğu fabrikada şefler ve müdürler tarafından 3 işçinin yapması gereken işler 1 işçiye yaptırılmak istenmektedir. Yine işçilerden kapasitelerini aşan iş istendiği gibi, kendi bölümleri ve yetkileri olmayan işlerde de çalışmaları istenmekte, eğitim almadıkları işlerde dahi çalıştırılmaktadırlar.
  • İşçilerin bir dizi şikayet ve talepleri dilek ve şikayet kutuları aracılığı ile alınmasına rağmen olumlu ya da olumsuz olarak işçilere geri dönüş yapılmamaktadır.
  • Uzun çalışma saatleri dayatılmakta ve gelmeyenlere çıkış verilmektedir. Yine uzun çalışma saatlerine rağmen ara dinlenme saatlerine riayet edilmemektedir. Çoğu zaman vardiya dönüşümleri 1 ayı bulmakta, işçiler 1 ay boyunca gece vardiyasında çalıştırılabilmektedir.
  • Ortak kullanım alanları (yemekhane, tuvaletler, sigara içme alanları vs) hijyenden yoksundur.
  • Dışarı çıkmaları engellemek için acil çıkış kapıları genelde kilitli tutulmakta ve yangın tüpleri doğru konumlandırılmamaktadır. Yangın eğitimleri yapılmamaktadır.
  • Elektrik tesisatı ciddiye alınmamakta, yenileme çalışmaları ihmal edilmekte, açıkta kalan kablolara vs dikkat edilmemekte birçok kazaya adeta davetiye çıkarılmaktadır.
  • Ortam ölçümleri yapılmamakta, yapılan yerlerde de düzenli yapılmamaktadır. Ses denetimi olmadığından duyma sorunları çok fazladır. Ses, toz, ısı ayarları dikkate alınmamakta, havalandırmalar yeterli sağlanmamaktadır.
  • İşyerinde şef ve amirler tarafından onur kırıcı davranış ve hakaretlere çok sık başvurulmakta ve bu durum mobbing derecesine gelmektedir. Üretim zorlaması ve keyfilik hiçbir denetime tabi değildir. Bazı fabrikalarda gece vardiyasında şeflerden bazıları bellerinde silahla iş denetlemektedir.
  • Eşit işe eşit ücret verilmemesi, fazla çalışmaların kayıt dışı tutulması, ücretlerin bordrolarda düşük gösterilmesi çok yaygındır.
  • İşçilere fazla mesai muvafakatnamesi baskı uygulanarak imzalatılmakta, fazla çalışmalar kural haline getirilmektedir.
  • Atıklar hiçbir arınmaya uğramadan ya da yeterli arınmaya tabi tutulmadan çevreye akıtılmakta ve çevre kirliliğinin ana kaynağı olmaktadır.

İhtardan Sonra Yapılan İSİG Düzenlemeleri:

  • İhtarlardan sonra mobbing uygulamaları bir seviyede engellendi. Mola saatlerine uyulmaya başlandı.
  • Yemek şikayetlerinde yemekler düzeltildi ve yeterli hale getirildi, menüler zenginleştirildi.
  • Hijyen şikayetlerine karşı yeniden düzenlemeler yapıldı ve iyileştirmeler işçileri memnun eder derecedeydi.
  • Asansör forklift gibi şikayetlerde bakım onarım çalışmaları başlatıldı. Bir iş yerinde işçiler 1 hafta ücretli izne çıkarılarak fabrika komple bakımdan geçirildi. Birkaç fabrikaya ehliyetli forklift operatörü alındı.
  • İSİG eğitimleri verilmeye başlandı. Eğitimlerden biri şeflere yönelik “mobbing” eğitimi oldu. İş yerlerine uyarı levhaları asıldı.
  • Acil stop ve start düğmesi bozuk makineler komple elden geçirildi. Hemen hemen her iş yerinde makine aksamları elden geçirildi.
  • 12 saat düzeni çalışan fabrikalar ihtarlardan sonra 8 saat çalışma düzenine geçti.
  • İş elbiseleri yenilendi ve soğuk bölümlerde çalışanlara ekstra donanımlar sağlandı.
  • İSİG kişisel koruyucu donanımları verilmeye başlandı, bazılarında yenilendi.
  • Birkaç fabrikada İSİG kurulu işçi temsilcisi seçimleri yapıldı.
  • 18 fabrikanın yarısında kayıt dışı ödemeler kayıt içine girdi.
  • İşçilere iş tanımları dışında işlerde çalıştırma zorlaması birçok fabrikada son buldu.
  • Kimyasal kullanılan bölümlerde göz duşu ve boy duşu olmayan yerlerde bu eksikler giderildi.
  • Bir iş yerinde yapılan şikayet sonrası 20 kamyon çöp ve atık fabrikadan çıkarılarak işçilerin rahat nefes alması sağlandı, periyodik temizlik başladı.
  • Yıllık izinler düzgün kullanılmaya başlandı.
  • İşverenler artık işçilere baskı uygulandığı zaman işçilerin sendikalara gittiğini ve çözüm arayışı içinde olduğunu öğrenmiş oldu.
  • Bir fabrikada ihtardan sonra işçilerin %90’ı işten çıkarıldı. Hepsine tazminatları ödendi. Kalanlara yönelik baskı ve mobbing engellendi.
  • Ve daha bu bölümde ayrıntı kalacak birçok düzenleme daha yapıldı.
  1. TEKİRDAĞ İŞÇİ SAĞLIĞI İŞ GÜVENLİĞİ MECLİSİ

İşçi sağlığı iş güvenliği sadece devletin denetleme yükümlülüğünü yerine getirmesi ile çözülebilecek bir mesele değildir. İşverenlerin en tedbirsiz işçinin dahi iş kazası geçirmesini engelleyecek her türlü tedbiri içeren bir işçi sağlığı iş güvenliği politikası uygulaması zorunludur ve bunun denetlemesini de örgütlü işçi sınıfı yerine getirecektir. Bu perspektifle BATİS ve BAMİS, Tekirdağ İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin kurucuları arasında yer alır.

Tekirdağ havzasında işçi sınıfının hangi koşullarda üretim yaptığı yukarıda tablolarla anlatılmıştır. Bu sebeple meclisin varlığı ve işlerliği, tek tek fabrikalarda iş cinayetlerini önlemekten, bir işçinin dahi ölmediği, meslek hastalığına yakalanmadığı istatistikleri oluşturana kadar önem taşımaktadır. Bu perspektifle çalışan tüm emek örgütlerine ve bireylere katılımı açıktır.

 

  1. İŞ GÜVENCESİ ÇALIŞMALARI

Güvencesiz çalışma koşullarının hakim çalışma rejimi haline geldiği günümüzde işçilerin verili yasal hakları kullanmaları, sistemin işverenleri koruma altına alan uygulamaları sebebiyle engellenmektedir. İş Kur, SGK gibi kurumların atıl bürokrasileri de işçilerin taleplerine yeterli cevabı vermemektedir. Bu da en geniş manasıyla insan hakları ihlallerinin çalışma hayatındaki karşılığını yaratmaktadır. Zira Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan, yaşam hakkı, kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, mülkiyetin korunması ve ayrımcılık yasağı gibi haklar işçiler yönünden uygulanamaz hale gelmektedir.

BATİS ve BAMİS olarak tüm bu tablo ile mücadele etmek üzere geliştirdiğimiz yöntemlerden birisi “hukuki dayanışma ağı” yaratmış olmamızdır. Bu çalışmalarımızın sonuçlarını toplarken görüyoruz ki atılan her adım iş güvencesi mücadelesinde önemli bir yer tutuyor.

Patronlara sınırsız faaliyet ve özgürlük alanı tanınan Tekirdağ’da; ücretlerde ve fazla çalışmalarda kayıt dışı ödeme, iş akdinin feshindeki usulsüzlükler, şeflerin ve amirlerin denetlenemeyen baskısı, her geçen gün çalışma hayatının bir “normali” haline gelen mobbing, taşeron çalıştırma, kötü yemekler, verilmeyen ara dinlenmeleri, zorunlu belge imzalamalar ve çok uzun saatler çalışma, çoğu zaman 1 ay boyunca değişmeyen gece vardiyaları ve daha burada sayamayacağımız onlarca hukuksuzluk işçilerin çalışma hayatını zehir ediyor.

İçine düşürüldükleri borçluluk sarmalıyla çok zaman bu hukuksuzluklara çalışırken itiraz edemeyen işçilerin bir güvencesi haline gelmeyen sendikamız, yapılan tüm başvuruları aynı ciddiyet ve özenle inceliyor.

Öncelikli olarak işçilerin eğitimlerini yerine getiriyor, tek başlarına yürütebilecekleri hukuki süreçler için ihtarlar yazıyor, İş Kur, SGK gibi kurumlarla yazışmalar yapıyor,  işverenle muhatap oluyor, fabrika kapısına kadar giderek işçilerle beraber haklarının mücadelesine katkı sunuyoruz. İşçilerin tek başlarına yürütemeyecekleri vakalarda gönüllü avukatlarla ve iş güvenliği uzmanları ile hukuki destek sunuyoruz. Bu davalar ve başvurulardan çıkan emsal kararları diğer işçilerin lehine de kullanıyor ve tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz. Bu ağ aynı zamanda tüm işçi sınıfı için önemli davaların takibinde de önemli bir işlev görüyor. Örneğin; Çerkezköy’de BASAŞ Ambalaj isimli fabrikada iş cinayetinde hayatını kaybeden Satiye Gür’ün davasını takip ediyoruz, kamuoyuna duyurulmasında, sahiplenilmesinde görev alıyor ve gerçek sorumluların cezalandırılması ve iş cinayetlerinde cezasızlık politikasının sonlanması için mücadele veriyoruz.

Bu hak mücadelesindeki kazanımlarımıza bir örnek verecek olursak; YKK Fermuar’da verdiğimiz taşeron mücadelesinden bahsetmeliyiz. Taşeron firmada sigortalı olan ama üretimde çalışan hamile bir kadın işçinin verdiği hukuk mücadelesi bütün kadın işçilere örnek olmalıdır. İşyerinde 8 aydır çalışan Nurcan; doğum iznine 2 hafta kala taşeron şirket tarafından baskı altında istifa etmeye zorlanıyor ve istifasını imzalıyor. Ancak verilecek denilen hakları verilmiyor. Nurcan verdiği mücadelenin sonunda hem asıl işveren işçisi olarak kendini kabul ettiriyor, hem asıl işveren işçilerine verilip taşeron işçilere verilmeyen ikramiyelerini alıyor hem de iş güvencesi tazminatlarını alıyor. Hatta 1 yılı doldurduğu için kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin hakları da kazanarak “Hak Verilmez Alınır”ın en güzel örneklerinden birini yaratıyor. Şimdi tüm fabrikalarda taşeronların iptali için mücadele ediyoruz. Yine bir ev işçisi arkadaşımız aynı zamanda İmece Ev İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ayten Kargın, verdiği hukuki mücadele ile görünmeyen emeğini görünür kılıyor ve sigortası ödenmeyen yıllarını kazanıyor. Şimdi iş yasasında ev işçilerine yapılan ayrımcılığı ortadan kaldırmak için kıdem tazminatı mücadelesi veriyor.

Güvencesizliğin geldiği aşamada; yargı ağının işe yaramadığı, mahkeme kararlarının ya çok geç verildiği ya da mahkeme karar verdiğinde tahsil edilebilecek bir iş yerinin kalmadığı durumlar da yaygınlaştı. Yine mahkemelerin işlevsizleştiği, çok zaman işçilerin öfkesini dindirmeye, taleplerini törpülemeye ve verili haklarını gasp etmeye dönüştüğü durumlar dönemin hakim uygulaması haline geldi.

Bu aşamada iş güvencesi mücadelemizde hak grevleri öne çıkmaya başladı. Çok zaman hak istediğimiz, yukarıda saydığımız hak gasplarına itiraz ettiğimiz ya da sendikaya üye olduğumuz için işten çıkarılmış olduğumuzdan üretimden gelen gücümüzü kullanma fırsatını bulamadan, örgütlenemeden greve geçmemiz gerekiyor. Patronları doğrudan muhatap alarak, üretim zincirinde karı olan tüm iş yerlerini hedef alarak, fabrika kapısına direniş çadırımızı kuruyoruz ve yine üretim ve tüketimden gelen gücümüzü kullanarak markalara yöneldiğimiz eylemlerle haklarımızın mücadelesini veriyoruz. İşçilerin acil ve geri dönülmez zararlar doğabilecek taleplerinin çözümü için her direniş çadırı bizim için bir okul oluyor ve direne direne kazanıyoruz.

Bu yolla başarıya ulaştırdığımız birkaç direnişten örnek verecek olursak; 2014 yılında Bross Tekstil ve 2015 yılında Sanifoam Sünger’de yaşadıklarımız, iş güvencesi ve iş güvenliği mücadelemizin birer özeti gibi.

Bross Tekstil’de sendikamıza üye olduğu için işten atılan 2 işçi arkadaşımızın 71 gün süren direnişi boyunca çok ciddi mücadele verildi. Çadırımız defalarca yıkıldı, defalarca idari para cezaları kesildi, işçiler ve sendika temsilcimiz defalarca gözaltına alındı. Fabrikanın üretim yaptığı LCW Waikiki, Benetton ve H&M mağazaları önünde eylemler yapıldı, birkaç defa saldırıya uğradık, mahkeme önünde polis saldırısı oldu ama yılmadık. 71. günün sonunda işveren 2 işçi arkadaşımıza sendikal tazminatlarıyla beraber kıdem ve ihbar tazminatlarını ödedi, kestirdiği idari para cezalarını kendisi ödedi ve protokol gereğince iş yerinde işçi temsilcisi için seçim yapmak zorunda kaldı.

Yine işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmayan, işçilerin çok kötü koşullara sabretmesi ve işi bırakıp gitmemeleri için koku pirimi ödeyen Sanifaom Sünger’de sendikamıza üye 4 işçi arkadaş “Koku Primi Değil Can Güvenliği İstiyoruz” diyerek talepte bulundukları için işten çıkarıldılar ve tazminatları ödenmedi. İşverenin “Mahkeme gidin, alabiliyorsanız alın bakalım.” diye tehdit ettiği işçiler direnişlerinin 56. gününde haklarını alarak fabrikanın önündeki çadırlarını kaldırdılar. Çalıştıkları 5 yıl boyunca tüm şikayetlerine rağmen İş Kur ve SGK’ya denetletemedikleri iş yerini, direnişleri sayesinde 3 ayrı markaya ayrı ayrı denetlettirdiler ve iş güvenliği ihlallerinin %70’ini düzelttirdiler.

 

8- SON SÖZ

Sermaye olanca kar hırsıyla işçi sınıfını adeta öğüterek üretime devam ediyor. Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nin üzerinden yükselen dumanın altında bir şehir yavaş yavaş ölüyor. Yaşam alanında birbiri ardına yükselen apartmanlarda işçiler, canhıraş bir telaşla yarına ulaşmaya çalışıyor. Kopan kollar, kesilen parmaklar, ağrıyan beller, omuzlar, sancılar, çürüyen ciğerlerle tatsız tuzsuz bir yaşam öylesine seyrediveriyor. Her kazanın mağduru, her cinayetin maktulü işçiler oluyor. İş kazalarında işveren ve vekilleri zarar görmüyor, onlar meslek hastalığına yakalanmıyor. Maaşım, mesaim gecikecek mi, ödenecek mi kaygısını işçiden başkası yaşamıyor. Varlık nedenini unutmuş sendikaların çıkardığı boş sesler fabrika duvarlarını aşıp işçilere ulaşmıyor. Denetleme yükümlülüğü olan devlet kurumları işçilerin dilekçelerini dahi kayda almıyor. Bu acımasız akış içinde hırpalanıyoruz¸ dövülüyoruz, hastalanıyoruz, ölüyoruz. Bu sebeple yan yan durmaktan, örgütlenmekten, birlikte mücadele etmekten, direnmekten başka seçeneğimiz yok.

Kurulduğu günden bu yana devrimci bir bakış açısıyla sınıf sendikacılığı yapmaya çalışan sendikamız, tüm saldırılara ve tüm zorluklara rağmen bu mücadelesini geliştirerek sürdürüyor. Bu acımasız akış içinde, insanca bir yaşamın herkesin hakkı olduğunu savunuyoruz ve ağır çalışma koşulları altında işçi arkadaşlarımızla beraber hak ve sınıf mücadelesi veriyoruz.

BATİS olarak çalışma hattımıza hem işverenleri, hem çalışmayan sendikaları hem de işlevsiz devlet kurumlarını koyarak, tüm bunları harekete geçirmeye çalışıyoruz Üretimden ve tüketimden gelen gücümüzü birlikte kullanarak haklarımızı öğreniyoruz, öğretiyoruz. Dayanışma içinde var oluyoruz. Direne direne kazanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, hak verilmez alınır. Çünkü biliyoruz ki; adalet yoksa direniş var.

 

Share.

Leave A Reply