Çalışırken Ölmek İstemiyoruz!

0

Çalışırken Hastalanıyor, Yaralanıyor, Ölüyoruz!
İş yerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini korumak için bir niyet olmaması, sağlık ve güvenlik politikası güdülmemesi,  kar hırsı nedeniyle iş güvenliği önlemlerinin görmezden gelinmesi en büyük tehlikedir.

Kimyasallar, toz, yüksekte çalışma, ergonomik olmayan koşullar, kesici batıcı cisimler, elektrik, makine arızaları gibi iş yerlerimizde bulunan pek çok tehlike ancak sistemli bir işçi sağlığı ve iş güvenliği politikası izlenerek önlenebilir.

Aksi takdirde tehlikeli koşullar uzun iş saatleri ve yoğunlaştırılmış çalışma ile birleştiğinde iş yerlerinde iş kazaları ve meslek hastalıkları kaçınılmaz olmaktadır.

Çoğu zaman çevre ve sağlık felaketine dönüşen iş kazaları ve meslek hastalıkları devlet tarafından da yeterince önemsenmemekte, denetimler yetersiz kalmakta, cezalar ise caydırıcı değildir.

Günde En Az 4 Kişi İş Kazasında Yaşamını Yitiriyor!
Türkiye’de günde en az 4 işçi iş kazalarında yaşamını yitiriyor*. Meslek hastalığı ise çok daha fazla can alıyor.

Ülkelere göre değişmekle birlikte, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre  yılda  her bin işçiden 4-12’sinin meslek hastalığına yakalanma ihtimali olduğu belirtilmektedir. Yani Türkiye’de her yıl gerçekleşmesi beklenen meslek hastalığı sayısı ise asgari 50 bin ile 150 bin arasındadır.

Ayrıca yapılan istatistiklere göre her 1 iş cinayetine karşı 6 meslek hastalığı nedeniyle ölüm gerçekleşmektedir. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi geçen sene (2013)  en az 1235 işçinin iş cinayetinde  yaşamını yitirdiğini açıklamıştır. Yukarıdaki verilere göre 2013 yılında Türkiye’de meslek hastalığı sonucu yaşamını yitiren işçi sayısının en az 7410 kişi olduğu tahmin edilmektedir.

Oysa uzmanlar iş kazalarının %98’i, meslek hastalıklarının %100’ü önlenebilir diyor.

Yani ortada iş kazası yoktur, iş cinayeti vardır. Rakamlar insan yaşamının hiçe sayıldığının göstergesidir.

Hayatımızı kazanmak için gittiğimiz iş yerlerinde canımızı, sağlığımızı kaybediyoruz.

İş yerlerimizde sağlık ve güvenlik şartlarının yerine getirilmesi için işçiler olarak kaderimizi kendi ellerimize almaktan başka çaremiz yok.

İnsanca çalışmak; sağlığımızı, hayatımızı korumak için haklarımızı öğrenelim, örgütlenelim, dayanışalım.

Kader Değil, Kaza Değil Cinayet
“Çalışma Bakanı Esenyurt’ta 11 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayeti ile ilgili, “Esenyurt’taki işçilerin ölümü kaza değil, ama kader” dedi.

İş kazaları ve meslek hastalıkları bize gösterilmeye çalışıldığı gibi doğal, olağan olaylar değildir. Kader, mukadderat hiç değildir. Çalışmak için gittiğimiz iş yerlerimizde hayatımızı kaybetmemiz, sağlığımızı yitirmemiz devletin ve patronların parayı (daha fazla sermaye birikimi, daha fazla kar hırsı için) insan hayatına yeğlemesinden kaynaklanmaktadır.

İşçilerin Sağlık ve Güvenliğini Sağlamak Patronun Görevidir
Dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfının ağır bedeller ödeyerek kazandığı haklar vardır. Hayatımıza, emeğimize ve geleceğimize sahip çıkmak için haklarımızı öğrenmeli ve kullanmalıyız.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa göre (6331); çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla işveren yükümlüdür. Mesleki risklerin önlenmesinden, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınmasından sorumlu olan işverendir.

İşiniz hastalığınızın nedeni olabilir, sağlık zararları ancak gelecekte ortaya çıkar.

Meslek hastalığı işyeri ortamında bulunan nedenlere bağlı olarak ya da işe bağlı nedenlerden meydana gelen hastalıkların ortak adıdır. İş yerimizde, işimizi yaparken, sağlığımızı tehlikeye atan maddelere maruz kaldığımızda ya da fiziksel risk etkenlerine maruz kaldığımızda meydana gelir.

Yıllar sonra ortaya çıktığı için meslek hastalıkları daha kolay gözden kaçırılabiliyor. Çalışırken hastalık belirtileri ortaya çıkmadığından riskler önemsenmeyebiliyor.

Zamanla etkisi ortaya çıktığı için meslek hastalığına karşı uyanık olmalıyız.  Çalışma koşullarımız ve iş yerinde soluduğumuz kimyasallar, benzen, toluen gibi çözücüler, silika, kum, asbest gibi öldürücü tozlar, maruz kaldığımız radyasyon ya da gürültü sinsi bir şekilde yavaş yavaş sağlığımızı elimizden alabilir.  Bu gün bir şeyimiz yoktur ancak örneğin; 3 yıl sonra akciğer hastası olabiliriz,  20 yıl, 30 yıl, hatta 40 yıl sonra kanser olabiliriz. Kas iskelet hastalıkları, işe bağlı sırt ağrıları yaşayabiliriz.

Çalışma koşullarının sağlıklı ve güvenli olmaması ciddi bir sorundur. Çok geç olmadan iş yerinde hatta yaşadığımız ve çalıştığımız çevrede gerekli önlemin alınmasını sağlamalıyız.

Meslek Hastalığı Şüphesi Olan Sigortalı Nereye Başvurmalı?
İlinizde bulunan sosyal güvenlik il/merkez müdürlüğüne başvurarak meslek hastalığı tespit işlemlerinizi başlatabilirsiniz.

Meslek hastalığı iş yeri hekimi ya da sağlık sunucuları tarafından tespit edilerek, çalışan ya da emekli hasta (güvencesiz çalışmışsa sendikadan yardım alınmalıdır);  tanı konmak üzere Meslek Hastalıkları Hastanelerine, Üniversite Hastanelerine ya da Eğitim ve Araştırma Hastanelerine sevk edilir. Bu hastanelerde tanı konur. Tanı konulan meslek hastalığı 10 gün içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)  İl Müdürlüğüne bildirilir.

Türkiye’de Meslek Hastalığı Yok mu?
Bu güne kadar devlet ve patronlar tarafından meslek hastalığı yokmuş gibi davranıldı. Ancak şimdiye kadar karanlıkta kalsa da her yıl binlerce işçi meslek hastalığı sonucu ölmektedir.

İşçiler tarafından mesleki kanserler, akciğer hastalığı vb. hastalıklar,  emeklilik çağında, yaşlanmaktan kaynaklı olağan, doğal bir hastalık olarak algılanmaktadır.

Sağlık sistemi de meslek hastalıklarını tespit etmek konusunda şimdiye kadar varlık göstermemiştir.

Biz işçiler çalışırken ya da emekli olduktan sonra hastalığımızla daha önce çalıştığımız iş yerleri, mesleğimiz ve hastalığımız arasında ilişki olup olmadığını ısrarcı bir şekilde hekimlere sormalı ve tatmin edici cevap almalıyız. Hekimler tarafından da hastalara çalışma öyküsü sorulmalı, varsa meslek hastalıkları tespit edilmeli, hastaya bilgi verilmeli ve yönlendirilmelidir. Hastalıklarımız çalışma koşullarından kaynaklandığından meslek hastalığı tanısı için meslek hastalıkları hastanesine başvurulmalıdır.

İşçi Mehmet’in Ölümünden Markalar ve Devlet Sorumludur!
Kumlama (kot, metal, cam, teflon, inşaat, diş protezi vb.) sanayide ağartma, yıpratma, boya kavlama, çapak alma gibi amaçlarla kullanılan yöntemdir. Silika içeriği yüksek ve ucuz olan deniz kumu kullanılmaktadır. Kullanılan kum slikozis hastalığına sebep olmaktadır. Dünyaca ünlü markalar ağartılmış kotun getireceği karlardan vazgeçmediği için,  devlet ise denetim yapmadığı ve vaktinde kot kumlama işini yasaklamadığı için işçiler bile bile ölüme gönderildi. Ölümler başladıktan sonra artan kamuoyu baskısı, mücadeleci sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin protestosu sonucu kot taşlama işi yasaklandı. 2010’da çıkan genelge ile “Püskürtme işleminde kullanılan kum, silis tozu veya silika kristalleri içeren herhangi bir madde kullanılması yasaklanmıştır”. Ancak hala kaçak kullanım söz konusudur.

Yasaklanmadan önce sadece İstanbul’da 1000 “Rodeo” (kumlama) atölyesi vardı. Bu umursamazlık sonucu 5.000 dolayında ölüm yaşanması, 20.000 kişinin ise sağlığını önemli ölçüde kaybetmesi beklenmektedir.

Mehmet Şah Yalçın 25 Şubat 2011 günü aramızdan ayrıldı. Mehmet Şah 31 yaşındaydı. Üç yıl Güngören’de bir atölyede kot kumlama işinde sigortasız olarak çalıştı.

Deride Çalışma Koşulları Kanser Ediyor!
Ergene İnisiyatifi ve Trakya Üniversitesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı tarafından Çorlu deresi çevresinde yaşayanların bulunduğu bölgelerde yapılan anket çalışmalarında yüzde 5 oranında kanserli olgu tespiti edilmiştir.

Özellikle krom tuzlan, formaldehit tabakhane işçilerinde bronşial astıma sebep olan özel bir madde içermektedir. Bölgede krom zehirlenmesi, karaciğer ve böbrek bozukluklarına rastlanmaktadır. Kullanılan solventler karaciğere çok büyük zarar vermekte, alerji, astım, kanser gibi ağır meslek hastalığına sebep olmaktadır. Deri sektöründe sanayiden kaynaklanan katı, sıvı, gaz atıklar ve bunların karıştığı suların kirlenmesi, ağır metallerle toprağın kirlenmesi ve hava kirliliği çevre kirliliğinin temelini oluşturmaktadır.

Deri sanayicileri son derece zararlı olan bu kimyasalların deri sektöründe kullanılmadığını söylemekte, inkâr yoluna gitmektedirler. Oysa pek çok iş yerinde daha ucuz ve kolay olduğu için zararlı kimyasalların tercih edilmeye devam ettiğini işçiler söylemektedirler. İşverenler tarafından denetçilerden kaçırılarak arka taraflarda, gizli bölmelerde kullandırılan çoğu kanser ve alerji yapan kimyasallar işçilerin olduğu kadar bu ürünleri satın alanların da hayatını, sağlığını doğrudan tehdit etmektedir.

Bizi bile bile ölüme gönderen bu uygulamaya sessizi kalmayalım. Çalışmama hakkımızı kullanalım. Sağlığımız ve güvenliğimiz sağlanmadığı koşulda çalışmamak haktır.

Görüyoruz ki “başkalarını bile bile ölüme gönderebilen” bir sermaye düzeni var. İşverenler iş yerlerinde sıklıkla hem iş yasasını, hem de iş sağlığı ve güvenliği yasasını ihlal ediyor. Devlet ise etkin bir denetim ve ceza sistemi uygulamıyor.

Bilinçli bir işçi hayatına ve haklarına sahip çıkan işçidir. Hakkını aradığın için işten atılmaktan korkma, hakkını sendikan ile birlikte ara, sendikana başvur!

İş Cinayetleri, Meslek Hastalıkları İşçinin Suçu mu?
“İş güvenliği” dendi mi neredeyse bütün riskler biz işçilerden kaynaklanıyormuş gibi işçiler suçlanmakta, patronlar ve temsilcileri tarafından kazalar işçilerin cahilliği, dikkatsizliği ile açıklanmaktadır.

Biz işçiler iş organizasyonunda ve çalışma şartlarında söz sahibi değiliz. Kendi aramızda bilgi alışverişinde bulunmamız,  taleplerimizi birlikte oluşturmamız, görüş ve önerilerimizi yönetime sunmamız tehlikeli görülmektedir.

Bütün üretimi biz yaptığımız halde iş yerindeki koşullara dair taleplerimiz, fikirlerimiz yok sayılmaktadır. Adeta bir robot gibi çalışmamız beklenmektedir. Çalışma koşulları ve haklarımızla ilgili en ufak bir karşı çıkışımızda  “ister çalışırsın, ister kapı orada” denilerek işsizlikle tehdit edilmekteyiz.

Bu gerçekleri bile bile iş cinayetleri ve meslek hastalıkları için işçiyi sorumlu tutmak kolay ve tehlikesiz yolu seçmekten kaynaklanmaktadır.

Çünkü işçiyi suçlamak kolayken; kar odaklı üretim sürecini, yönetimi, patronu, iş yerini, iş cinayetlerini durdurmayan devleti sorgulamak bu konuda ahkâm kesenlerin çıkarlarına uymamakta, hatta ayrıcalıklı konumlarını yitirme tehlikesi yüzünden korkutucu olmaktadır.

Çalışan Temsilcisini İşçiler Seçer
Seçim yaptırmayarak çalışan temsilcisi olarak patron yalakası-yanlısı atayan patron kötü niyetlidir.

Yasaya göre her iş yerinde seçimle belirlenmesi gereken çalışan temsilcisi ve usta/formen temsilcisi çoğu iş yerinde seçimle gelmiyor, iş yeri yönetimi tarafından atanıyor. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın birçok hükmü gibi bu uygulamada kâğıt üstünde kalmaktadır. Bu gerçeklik işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliği yükümlülüklerini yerine getirmek konusunda iyi niyetli olmadığının göstergesidir.

İşçilerin çalışma koşulları üstünde söz sahibi olmadan köle gibi çalışması tercih edilmektedir. Böylece patronlar maliyetlerden kaçınabilmekte, karlarını yükseltmekte, keyfi davranabilmektedirler. İşçilerin arasında dayanışma ve örgütlenmeyi engellemek, işçilerin mücadeleci sendikalarda örgütlenmelerini baltalamak da aynı nedenle işverenlerin rutin uygulamaları haline dönüşmüştür. Bu durumun kendisi mesleki riskleri yaratmaktadır. Hak arayan işçilere karşı işten atmalar, mobbing (yıldırma, psikolojik şiddet) gibi riskler mevcuttur. Çalışma yaşamında işçilerin örgütlenme hakkı sağlıklı bir şekilde güvenceye alınmamıştır. İşçiler bu sorunu kendi öz güçleri ile aşmakla yüz yüzedirler.

Çünkü dayanışmadan, örgütlenmeden uzaklaşmak ve sendikasızlaşmak işçiyi zayıflatmakta, hakkını savunma, müzakere etme gücünü elinden almaktadır. Emeği ucuzlatmak isteyen patronun ise örgütsüz ve dayanışmadan yoksun işçi ile eli güçlenmektedir.

Ayrımcılık ve Dışlanmaya Karşı Mücadele Edelim
Anayasada kimsenin, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamayacağı yazar. Kadın, genç, çocuk ve engelli işçilerin çalışma koşulları gerek iş kanunlarında gerekse ilgili tüzük ve yönetmeliklerde yetersiz olsa da düzenlenmiştir. Ancak yasalar çoğu zaman olduğu gibi kâğıt üstünde kalmaktadır. Yasalar işçi sınıfının mücadelesi sonucu kazanılmış haklardır. Sermaye düzeninde hak kazanmak kadar hakları kullanmak ve genişletmek de mücadele etmeyi gerektirmektedir.

İş Yerinde Cinsiyet Eşitsizliği ve Çifte Sömürü Vardır
Her alanda olduğu gibi iş yerlerinde de kadınlar ve cinsel yöneliminden dolayı LGBTİ’ler ayrımcılığa ve cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmaktadır. Erkek egemenliği çalışma hayatında da hâkimdir.

Kapitalist sömürü yanında kadın olduğumuz için bir kere daha eziliyor, sömürülüyoruz. Eşdeğer iş eşit ücret alamıyor, hem evde hem işte çifte sömürüye maruz kalıyoruz.

Kadının ev içi emeğine peşinen göz konduğu için, ücretli emeği de ev içi hizmetler aksatmamak temelli şekillendiriliyor.

Kadınlar ağırlıklı olarak düşük ücretli, düşük statülü, kayıtsız, güvencesiz, yarı zamanlı, esnek, geçici işlerde çalışıyor. İş yerlerinde kadın işçilerin işçi sağlığı ve iş güvenliği göz ardı ediliyor. Doğum izni, emzirme hakkı, aybaşı izni  (regl) gibi kadınlık durumları nedeniyle edinilen haklar çalışan kadın işçilerin aleyhine kullanılıyor. Kadın işçilerin işsiz kalmasına, düşük ücretler ya da düşük statülü işlerde çalışmasına gerekçe yapılıyor.

Psikolojik Şiddet, Yıldırma-Mobbing, Cinsel Tacize Sessiz Kalma
Mobbing psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir. Mobbing yapılması; işçiye uzun süreli, sistematik olarak gerçekleştirilen yıldırma, psikolojik şiddet uygulanmasıdır. İşveren, idari amir, usta ya da başka bir işçi tarafından yapılabilmektedir.

Taciz; ırk, etnik köken, din, cinsel tercih, cinsiyet ve kişisel özelliklere yönelik, kişi ya da kişileri küçük düşürücü, güç kullanımı içeren veya içermeyen her türlü görsel/sözel veya fiziksel davranış taciz tanımına girer.

Kadın işçiler iş yerlerinde cinsel taciz riskiyle yüz yüzedirler. Pek çok durumda cinsel taciz şikâyeti için yönetime başvuran kadın işçi işten atılmakta, tacizi yapan erkeğe hiç bir yaptırım uygulanmamaktadır. Böyle durumlarda patron tacizciyi koruyarak suç işlemektedir.

Çünkü taciz ve mobbing suçtur. Biz kadın işçiler taciz ve mobbinge karşı sessiz kalmayarak hakkımızı aramalıyız. Yalnız değiliz. Sendikanıza, kadın örgütlerine başvurun. Sendikamız ve kadın örgütleri kadın işçileri sahiplenecek, taciz ve mobbinge karşı tek bir işçi için de olsa destek ve dayanışma göstereceklerdir. (Tacize ve mobbinge sessiz kalma BATİS’e ve İMECE’ye başvur: BATİS  0534 038 00 42 & İMECE 0212 596 81 59 )

Ev İşçileri İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Dışında Bırakıldı
Ev İşi İş Ev İşçisi İşçidir!
Türkiye’de bir milyona yakın ücretli ev işçisi bulunmaktadır. Tekstil, turizm gibi sektörlerde çalışan kadın işçilerde kriz dönemlerinde işsiz kaldıklarında, ya da mevsimsel nedenlerle işsiz oldukları dönemlerde ev işçiliği yapabilmektedir.

İş yasasında ev hizmetleri iş olarak görülmemiş, ev işçileri iş yasasına alınmamıştır. Ev işçileri iş güvenliği yasasına da alınmamıştır. (4857,6331) Ancak sürekli ve ücretli çalışan ev işçileri sosyal güvenlik yasasına göre sigortalı sayılmaktadırlar. (5510)

Ev işçileri cam silerken yüksekten düşerek yaşamını yitirmekte,  astım, cilt hastalıkları, fıtık, lif kopması, menüsküs gibi meslek hastalıklarına yakalanmaktadırlar. İş yerlerinde mobbing, taciz vb. risklerle de yüz yüzedirler.

Günümüzde ev işçileri işçi sayılmak için büyük bir mücadele yürütmektedir. “Ev İşi İş Ev İşçisi İşçidir” diyen ev işçileri, hem iş yasasına hem de iş güvenliği yasasına girmek, yasal statü olarak başka işçilerle eşit şartlarda çalışmak için mücadele yürütmektedirler.

Ev İşçileri Bu Mücadelesi Sonucunda İmece Ev İşçileri Sendikası’nı Kurmuştur.
İş Kazası ve Meslek Hastalıklarının Yükü Kadının Sırtında
Öte taraftan iş yerinde çalışırken hastalanan, sakat kalan, ölen işçilerin yükü yine kadınların sırtına bırakılmıştır.

Hayat boyu ya da geçici süreli iş göremez hale gelen işçilerin bakımı ailelere, yani kadınlara havale edilmektedir. Bakım işi, iş değil de kadınlar tarafından yapılması gereken doğal bir olaymış gibi karşılanmaktadır. Bu emek “sevgi emeği” olarak doğallaştırıldığından, toplum tarafından da görünmeyen emektir.

Ev işleri ev içinde yaşayan bireyler arasında adil ve eşit bir şekilde paylaşılan işler değildir. Ev içi emek kadınların sırtına yüklenen ücretsiz, karşılıksız bir emektir. İş kazaları ve meslek hastalıkları yaşandığında bakıma muhtaç hale gelen işçiye de kadınlar bakmaktadır. Bu yolla yaşanan travmanın sorumluları bakım hizmetine dair yükümlülüklerinden kurtulmakta, maliyetler aşağı çekilmekte, sermaye ve devlet kadınların karşılıksız emeğinden nemalanmaktadır.

Biz kadınlar emeğimizin yağmalanmasına sessiz kalmayalım. Bakım hizmetinin evde değil kamusal alanda sunulması için, Anayasada ev içi emeğin değerinin tanınması için mücadele edelim.

Hayatımızı Geleceğimizi Tehlikeye Atıyorlar
Hayatımıza, geleceğimize işçiler olarak hep birlikte sahip çıkmak zorundayız.

Çünkü hayatımız, geleceğimiz maliyetlerden kaçmak için bilerek tehlikeye atılmaktadır. Canımız, sağlığımız, emeğimiz yağmalanmaktadır.

İşverenler açısından iş kazası ya da meslek hastalığı maliyet demektir.  O nedenle önlemek yerine bu maliyetin bir şekilde ötelenebilmesi ya da alt işverenlere, taşeronlara, başkalarına devredilmesi sağlanıyor.

Dünyada ve Türkiye’de sayısız örnek göstermektedir ki işçiler uyanmasın diye sağlık felaketleri önemsizleştirilmekte, sıradanlaştırılmakta hatta üstü örtülüp, karartılmaktadır. Sermaye kendi çıkarları yüzünden iş cinayetleri, meslek hastalıkları ve doğal felaketleri örtbas ederken devletler de bu duruma göz yummaktadırlar.

Devletler yeterli düzeyde denetim yapmayarak, etkili yaptırımlardan uzak durarak sermayeyi kollamaktadırlar.

Bu tablo işçilerin bile bile ölüme gönderildiğini göstermekte,  doğanın, ekolojik tahribatın sermaye birikimine feda edildiğini kanıtlamaktadır.

İşçiler Arasında Dayanışma Şart
Çalışma düzenindeki baskı ve anti demokratik uygulamalar sonucu işçiler arasındaki dayanışma kopartılarak, bilgi ve deney biriktirmeleri önlenmektedir. İşçilerin dayanışmayla güç kazanmaları engellenmektedir. Sendikalar zayıflatılarak, içi boşaltılarak bilgi, deneyim birikimi önlenmekte; kazalar, meslek hastalıkları unutturulmaya, işçilerin hafızları yok edilmeye çalışılmaktadır.

Devlet işyerlerinde yeterli denetimi yapmadığı gibi,  iş cinayetlerini sonlandırmak için çalışma yaşamında yapılması gereken köklü dönüşümlerden yana da değildir. Ucuz iş gücü ve rekabetçi iş piyasası devlet tarafından desteklenmektedir. Mevcut hükümet son on yılda işçilerin haklarını genişletmek bir yana kazanılmış haklarını bir bir elinden alarak çalışma yaşamını sermaye için dikensiz gül bahçesine çevirmiştir.

Yoksulluk ve sosyal yıkım demek olan Neoliberal politikalar hayata geçirilmiştir. Bu sebeple onlar daha fazla kar ederken biz daha fazla ölmekteyiz.

İşçinin yaşam hakkını elinden alan, işçiyi bile bile tehlikeye atan, bile bile ölüme gönderen suçlular mahkemelerce de hoş görülmekte, davalar tazminat vb. cezalarla geçiştirilmektedir. Biz sesimizi yükseltmedikçe iş cinayetlerinden sorumlu olanlar bedel ödemeyecek, iş cinayetleri durmayacaktır. Bu sebeple kazalara, meslek hastalıklarına hoşgörü kabul edilemez!

Çalışma ortamından kaynaklı sağlık felaketlerinin, iş cinayetlerinin sorumluları cezasını bulmuyor. O nedenle işçiler hayatına ve geleceğine sahip çıkmadığı sürece iş cinayetleri ve meslek hastalıkları bu düzende önemsizleştirilerek sürecek.

Sağlık felaketlerinin görünür hale gelmesi için, iş cinayetlerinin durdurulması, meslek hastalıklarının önlenebilmesi, kara değil insana önem verilmesi için biz işçilerin örgütlenmesi, ortak hareket etmesi ve mücadele etmesi gerekmektedir.

Hayatımıza, sağlığımıza, geleceğimize sahip çıkmak için uyanık olmaya, birlik olmaya, mücadeleye!

Çalışma Düzenini Sorgulayalım
Çalışanlar olarak çalışma yaşamımızda, çevremizde olup biteni sorgulamamız gerekiyor. Sağlığımızı, güvenliğimizi “nasıl olsa tehlikeye atmazlar” ya da “tehlikeye atmalarına devlet izin vermez” diyerek patronlara veya devlete havale edemeyiz. İş yerlerimizde ve çevremizde sağlık ve güvenlik şartlarının yerine getirilmesi için işçiler olarak ağırlığımızı koymalıyız. Haklarımızı öğrenmek, genişletmek hayatımıza, geleceğimize işçi dayanışması ile sahip çıkmak zorundayız. Aksi halde iş bulmak, çalışmak, ölümle randevulaşmak da olabilir.

İş Kazası Geçirdim Ne Yapmalıyım?

  • İşçinin sağlığı ile ilgili gerekli işlemler derhal yapılmalıdır (İlk yardım bilenlerce ilk yardım yapılmalı ve derhal 112 çağrılmalı, en kısa sürede hastaneye nakli sağlanmalı).
  • İş kazası bağlı olunan kolluk birimine (polis, jandarma) bildirilmeli, en geç 6 ay içinde şikâyette bulunulmalıdır.
  • İşyeri tarafından kaza raporu düzenlenmelidir. İşyeri kaza raporunda 2 adet tanık beyanı olmalıdır.
  • İş kazası kazadan 3 gün içinde işveren tarafından SGK’ya bildirilir. SGK’ya bağlı müfettişler kaza mahalline gelerek olayın iş kazası olup olmadığını araştırır.
  • İşveren tarafından bildirim yapılmazsa, kaza geçiren işçi veya işçinin ölmesi halinde ailesi de bir dilekçe ile SGK’ya şikâyette bulunabilir. Şikâyet dilekçeleri SGK’ya verilirken evrak kayıt numarası mutlaka alınmalıdır.
  • İş kazasını gören tanıkların ifadesi, bu kazanın bir daha yaşanmaması ve gerekli önlemlerin alınması için çok önemlidir. Tanık olduğumuz iş kazalarında işçi arkadaşımızın yanında ifade verelim ve tüm ihlallerin ortaya çıkmasını sağlayalım. Aynı kaza gerekli tedbirler alınmadığı sürece tüm işçilerin başına gelebilecektir.
  • Kazadan hemen sonra sendikamızı arayalım, aratalım. Üstü kapatılmak istenen bu kazaları kaydedelim ve bir daha yaşanmaması için hep beraber mücadele edelim.
  • Ekmek kavgası yalnız verilmez. Bağımsız Tekstil İşçileri Sendikası tüm işçilerin sendikasıdır. Hakların için örgütlen, hakların için sendikana başvur.

* İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre

Share.

Leave A Reply