Günay Yıkama : Devletin Hukukunun Olmadığı Yer

0

Günay Yıkama : Devletin Hukukunun Olmadığı Yer

2008 Yılı yazında sendikamızın Güneşli’deki bürosuna başvuran 1 Günay yıkama işçisinin talebi ücretlerinin 8 aydır ödenmemesi sebebiyle işten çıkmaktı. Onun işten “haklı” çıkışını sağlayan hukuki işlemi yapmasına yardımcı olduk. Dava açılmasından evvel işyerinin patronu ile görüşme talebinde bulunduk. Ancak telefonun öbür ucundaki ses bize hiçbir şeyin kolay olmayacağını daha en başından bize hissettirmişti. İşçinin biriken ücretlerinin ve çıkıştan kaynaklanan tazminatının  ödenmemesi halinde hukuki yollara başvurulacağının bildirilmesi üzerine “elinizden geleni ardınıza koymayın”  diyen işveren vekili ile karşı karşıyaydık. Bu bize uzun erimli bir mücadelenin kapısını aralayan cevap oldu.
Çıkışını sağladığımız işçinin peşini diğer işçiler izledi. …. işçi biriken ücretlerin istedikleri için patron tarafından bir anda kapı önüne konulmuştu ve bu aşamadan sonra geri dönüş yoktu. Kısa bir araştırma safhasından sonra bu şekilde atılan ….. işçinin davasını sendikanın hukuk birimi üstlendi. Hazırlıklar başladı. Sendikada yapılan toplantılarda yapılan araştırmanın sonuçlarını işin sahibi olan (aslında direnişin sahibi olacak) işçilerle paylaşıldı. “işin hukuki boyutunun sıkıntılı olduğu, işçilerin sigortalarının fiilen işyerinde olmayan şirketler üzerinden gösterildiği, bu sebeple dava ve icra aşamalarında hukuken imkansızlık olduğu ve bu işin direniş ve ısrar gösterilebildiğinde mümkün olduğu bilgileri verildi. Burada önemli olan süreci işçinin anlaması ve kabul etmesiydi. Kapı önünde (fabrika önünde) ne kadar çok işçi hakkı için talepte bulunursa ve ne kadar ısrarlı bulunursa kazanmak o kadar mümkündü.

İşçiler, işin sonunda olduklarını anladıklarında hukuki süreçler başlatıldı. Direnişin meşru zemini olarak mahkeme ilamları elinizde olmalıydı ve 3 yılı aşan bir hukuki süreç başlatıldı.
Öncelikli olarak İşçilerin çalıştıkları 5-6 yıllık süreler boyunca sigorta haklarının eksik ödenmesi sebebiyle açılan sigorta davaları bitirildi. Buna istinaden yaklaşık 12 mahkemeden işçilik alacaklarını gösteren mahkeme ilamları alındı ve son olarak icraya geçildi.
Mahkemeler açılırken patronların yapmış olduğu muvazaalı devir ve isim değişikliği işlemleri nedeniyle hak kaybı olmaması için hukuki bir tercih yapıldı ve işyeri binasında faaliyet gösteren çok sayıda şirket işlemlerinin önüne geçilebilmesi için taraf olarak gösterildi. Tüm şirketlerde hisse sahibi görünen HAYDAR GÜNDÖNER’de taraf olarak davalarda muhatap alındı. İcra aşamasına gelindiğinde hiçbir şirketin tüzel kişiliği üretim adresinde kalmamıştı. Ama Haydar Gündöner’in taraf gösterilmesi ve tebligatların adrese yapılabilmesi burada, icra-i işleme olanak verdi. Ancak bu defa da üretimin yapıldığı adreste yeni bir şirket kurulmuştu ve tüm makineler, üretim bu yeni şirket adına kayıtlıydı. İşçilerin yeni şirket ile hiçbir hukuki, fiili bağı olmadığı için itiraz edilmesi ve haczin engellenme ihtimali oldukça yüksekti. Buna rağmen icra dosyalarına rağmen ödeme yapılmayınca haciz yapmak için fabrikaya gidilmesinden başka yol kalmamıştı. Zira işçilere borçlu görünen şirket ve kişilerin devlette kayıtlı ev adresleri boştu. Nerede yaşadıkalrı bilinmiyordu. Para alış verişlerini bankalar üzerinden yapmadıkları için bu akışa müdahale etme şansı yoktu. Üzerilerine kayıtlı araç yoktu. Bulunan tek gayrımenkulde kamulaştırma alanında kalmış ve yok pahasına devlet ihalesinin akibetini bekliyordu. Bu arada tabi vergi ve ssk borçları nedeniyle devletin trilyonluk haczi vardı üzerinde. Ama buna rağmen patronun villada oturduğu biliniyor, aynı patron Mercedes arabalarla geziyor, lüks bir semtte inşaatlar yapıyordu.
Bu aşamaya gelene kadar sendikanın organizasyonunda fabrika önünde 2 defa eylem düzenlendi. Bu hukusuzluğun çözülmesi için devletin işçi-işveren ilişkilerini düzenleyen bakanlığının İstanbul müdürlüğü önünde eylem yapıldı, şikayet dilekçeleri verildi. Ancak şikayet dilekçesine istinaden tahkikat dahi yapılmadı.
Fabrika önü eylemleri sırasında çevre işyerlerinin sendika ve işçiler üzerinde olumsuz baskısı oldu. Günay yıkama gazeteye haber olurken kendi tabelalarının da görünmemesini talep etmişlerdi. Sendikanın ve işçilerin karalı olmaları, komşularının yarattığı bu sorun giderilmediği sürece buradan ayrılmayacaklarını bildirmeleri üzerine baskıya devam edemediler. Ancak sorunun çözümü içinde komşularına baskı uygulama kararı da almadılar.
İlk eylem oldukça etkili oldu. Fabrikanın perde arkasından sahibi olan işveren görüşme talebinde bulundu ve bunun üzerine işçiler, sendika temsilcisi ve işçilerin avukatının olduğu bir görüşme gerçekleştirildi. Bu görüşmede işveren toplantıda bulunanları üstü kapalı olmaksızın doğrudan tehdit etti ve bu görüşme protokol görülmesine kadar yüzyüze yapılan ilk ve son görüşme oldu.
Fabrika önünde yapılan eylemler sorunun görünmesinde oldukça etkili oldu. Aslında işveren, işçilerin ısrar edeceğinden emin değildi. Hak istemeyeceklerini, hukuki süreçte yılarak geri çekileceklerini umuyordu ama işçiler fabrika önüne sınırlı sayıda da katılsalar işverene doğru mesajı vermişlerdi. “Maaş, tazminat hakkımız, söke söke alırız”. Eylemlikten sonraki süreç biraz daha gerilimli geçti.
İşveren işçilere tek tek haber yollarak anlaşmak istedi. Ancak bir çok hakkı kabul etmiyordu. Bunu başaramadı. Bu süreçte işçilerle sendika arasında yapıaln toplantılarda teklifler değerldndirildi, ortak kararlar alındı. İşlemlere devam kararı alındı. İşçşlerin ortak tavır almaların sendikanın ektiğini biçtiğini gösteriyordu ve işçiler mücadale etmeye gönülden karar vermişlerdi.
İcra işlemleri ve haciz işlemleri işçilerin gelir durumlarına göre oldukça külfetli işlemlerdi. Bir işçinin bir haciz işlemi 600-700 tl ye mal oluyordu ve bu mahkeme sırasında verilen ve 600-700 tl yi bulan ücretlerin dışında ek olarak verilmek zorunda kalınıyordu. İşten çıkarıldıktan sonra girdikleri işyerlerinde de cenneti yaşamıyorlar, çoğu 1-2 ay geriden maaş alıyordu ve işlem gecikiyordu.
Hukuki platformda önümüzün açık olmamsı ve karşılaşacağımız şideetin boyutunun bilinememsi sebebiyle öncelikli olarak bir dosya üzerinden hacze gidildi. Bu arad tek başına mahkemsini bitirmiş, hacze dahi gelmiş, ancak alacakların ı hukuki yoldan alması imkansıazlaşmış bir işçide sürece sendika ile birlikte devam kararı aldı.
İlk haciz  bir zemin yoklama şeklinde gerçekleşti. İşçiler, sendika ve işçilerin avukatı haciz mahalinde hazırdı. Adreste başka bir firma olmasından bahisle hukuki işlem yapılmasına müsaade etmek istemediler ve onlarca resmi evrakla adreste başka bir şirketin var olduığunu ispat etmek istedier. Ancak haciz sırasında yanımızda bulunan işçiler çalıştıkları dönemde kullandıkları makineleri bir bir gösterdiler. Haciz adresinde şirket sahibi görünen Yasin L.’nin daha evvel ekdniler ile bilirkte açlışan bir işçi olduğun tespit ettiler. Patron hayda gö hakkında yapılan suç duyularına ait evraklarında işyerinin büro kısmında bulunmasından sonra haciz işlemi gerçekleştirilebildi. Allahın bildiğini kula da göstermiş olduk ve 1. Haciz hem hukuki açıdan hem de işçilerin katılımı açısından başarıyla sonuçlandı.
Bu defa yeni şirket dava açtı. Davaın 1. Duruışmasından sonra sendika bu defa hacedilen malların kaldırılıraka, satılmasını ve ücretlerin buradan tahsil edilmesini işçilere önerdi. Bu aslında riskli bir işlemdi. Zira mevcut makineler işçilerin alacaklarını kartşılamıyordu. Ama imkansızlık karşısında hak alabilme şansı doğmuştur ve zorlanması gerekiyordu.
2. haciz asıl kavganın kopacağı gündü ve işçilerin %100 katılım istendi. Aradan geçen 3 yıllık süreçte işçşler hiçbir organizsyona tam katılmamışlardır. Bunun bir çok sebebi vardır. bunun en başında “bağımlı” çalışmalarıydı. İşçiler ülkemiz koşullarında geleneksel aile yapısında “çalışan ve eve ekmek götüren birincil konumu” sebebiyle işten atılma riskini hep en aza indirmek zorunda kalıyor. Günay yuıkama işçileri de bu konumları sebebiyle işten “cenaze, hastalık” gibi çok zorunlu kloullardab izin alabildiklerini beyan ederek bir çok eylem ve davaya ancak sınırlı sayıda dönüşümlü olarak katılabildiriler. 2. Önemli etken kot yıkama atölyelerinin sayısının az olması ve işçilerin iş buldukalrın da ekipleriyle birlikte iş başı yapması. Günay yıkama içileri de 2 grup (usta başı-makinecisi-zımparacası vs bir ekip halinde) halinde iş buldukları için 5 kişinin çalıştığı bir atölyede aynı gün 5’in,in birden izin alması o ayölyein o gün kapnması demek olduğu iin, izin alanın işinide diğerleri yüklenmek koşuluyla bir-iki kişinin izinli olabilmesi sağlanabilmektedir. 3. Önemli etkense işçilerin bir çoğunu8n da bu mücadelenin sonuç vereceği yönünde umutlarını sadece hukuki süreçlere bağlamış olması ve hukuki süreçteki tıkanmalar sebebiyle umutlarını yitirerek, işi oluruna bırakmış omlarıdır. Bu genel umutsuzluk hali, özllikle tekstil piyasasında önlenemsi gereken bir hastalık gibi yayılmaktadır. İşverenerin hukuki statülerinin karışıklığı, yasaların bu güvencesizliği yaygılanştırması,  develtin buna engel olacak çözümler sunmaması, şirtketlerin- işyerlerinin içindeki mafyatik örgütlenmeler, adalete erişimin pahalı olması, hukuki destek alınabilecek sendika, hukuk bürosu, avukat vs kurumların sınırlı olması,  işçinin örgütsüzlüğü, tüm bu süreçleri belirleyen etkenlerdir.
2. hacizde de 10 kişilik şişçi grubu, sendika çalışanları, başkaca krumlardan sendikamızı destekleyen arkadaşlar ve işçilerin avuıkatı hazırdı. İcra dairesinden alınan rabdevu gereğince icra memur alınarak haciz mahalline gelindi. Bu arada bir ekipte polis laınması zorunluydu. Makinelerin sökülmesi için önceden hazırlanan vinç ve teknikerler çağrıldı. Her şey hazırdı. Ama patron oratalıllarda yoktu. Haciz yerine telefon ile bağlanan patron “şehir dışında” olduğunu, işlem yapılmamasını, sorunun halledeceklerini bildirdi. Ancak gerçekçi olmayan bir tavır olduğu az sonra anlaşılacaktı. İşleme geçildi. Ancak bu arada vinç ve kamyonalrı hazırlayan ekibin baş elmanı ortalıktan kayboldu. Patronun adamları tarafından tehdit edilen elemanlar haciz yerini terk etmiştir. Ama işleme devam kararı aldık. Mahkemeden anlaşmalı kamyon ve kibi çağırdık. Devasa makineleri sökemeyecektik ama halen yıkanmakta olan siparişleri haczedebilecektik. Talebimizi icra memurunu dile getirmemizle şehir dışında olan patronun yanımıza gelmesi bir oldu. Talebimiz yeniledik. Kamyon ve hamallar geldi. Yaklaşık 8 saat süren arbede sonunda tüm kumaş ve pantolonlar kamyona yüklendi. Bu arbede sırasında patron işçilerin avukatına ve sendika adına gelen çalışanlara fiziki ve sözlü olarak saldırdı. İşçilerin o an, hiçbir menfaati olmadan oraya gelen ve işçinin haklı kavgası9nda kendisine omuz veren genç kadın ve genç erkekleri korumasını beklemek bizim için olağandı ama bu olmadı. Arbedeyi avukat ve snedikacılar savuştururken hiçbir menfaati olmaksızın oraya gelen sendikacılar darp edildi, hırpalandı. İşçiler arbedeye son anda katılırken poliste araya girmişti. Bununla yetinmeyen patron buBu defa patron tüm müşyeriklerini çağırarak üzerimize saldı. Biz bir patronun derdiyle boğuşurken oralıkta bir anda 10 tane patron beliriverdi. Herkes kumaşlarının gitmemesi için bizi tehdit etmeye başladılar. Zarar uğradıkalrını ve malları götürüsek tümn zararı avukata ödetecekleri tehdidinde bulndular. Avukat beyanında “haydar g bir farkı olmadıını, evi  arabası, mal varlığı olmadığını, istedikleri davayı açabileceklerini, ödemesi gereken bir şey olursa parasıo olduığunda ödeyeceğini” eyan ettiğinde patronalrı kendi savunmalarıyla yüzleştirmiş oldu ve bu arada pazarlık başladı. Onlar ne yapsaın da biz malları götürmekten vazgeçelim. 10 dakika evvel ağzından köpükler saçan ve hakaret üstüne hakaret eden patronlar anlaşmak istiyordu. Bu fırsatı kaçıramazdık. Önce asıl patron haydar g in işçileri tanımasını ve haciz tutanaklarına bunları yazmasını istedik. Tanıdı. Haciz mahallinde toplu bir ödeme ve kalan borç için protokol yapılması yönünde anlaşmaya varıldı ve ödeme alındı. Haciz tutanağında protokolün ön koşulu yazıldı ve hacize son verildi. Aynı hukuki darbeyi bir kere daha alma ihtimalini anlayan patron dize gelmiş ödemeyi kabul etmişti.
Sendika hukuki süreci iyi yönetmiş ve işçileri başta tanımayan ve üzerinden böcek silkeler gibi üzerinden atan patrona işçileri tanıtmıştı. Borcu kabul ettirmişti. Aynı gün kağıttan patron olan Yasin l de davasından vazgeçmiş oldu. Muvazaa ortadan kaldırıldı. 2 aydır partron belirlenen taksitleri ödüyor. Darısı diğer aylara ve diğer hukusuzkuların  ortadan kaldırımasının başına..

GÜNAY YIKAMA-ZİRVE TEKSTİL dosyasında asıl yüzleştiğimiz işçilerin GÜVENCESİZLİĞİ idi.
–    Aynı işyerinde (Günay yıkama, zirve tekstil, zirve fashion, hay zımpara, nel tekstil…) birden fazla şirket olması
–    İşçilerin her birinin sigortalarının farkı işyerlerinden ödenmssi, giriş çıkışlarının ve değikenliklerinin olması
–    İşçilerin sigortalarının eksik, düzensiz yapılması ve çok zaman hiç yapılmaması
–    Adalet mekanizmasının yavaş ilerlemesi,
–    Adalet mekanizmasının pahalı olması
–    Adalet mekanizmasının işlevsiz olması (sigorta kayıtlarını araştırnaa kadar bir şirketin kapatılıp içinin boşaltılamsı ve davası biten işçinin boş dükkknadan alacağını alamaması, kayıt dışının önlenememesi, idari şikayet mekanizmalarının olmaması, olanların çalışmaması, muvazaanın, alt işverenin, taşerononun önlenmemesi bilakis özendirilmesi, dolandırılığın akıllılık sayılması,
–    İşçilerin çalışma koşullarının ağırlığı (uzun çalışma saatleri, düşük ücret, ücretin ödenmemesinin yaprımının olmaması, işten atılma korkusu, ekonomik geçim zoerunluğu, örgütsüzlük, yalmnızlık, umutuzluk, güçlünün korunması, mazlumun dahada ezilmesi, mafyat,k düzenler)

Günay yıkama zirve tekstil işçilerinin şansı; sendikanın bu davayı sahiplenmesi ve kendi davası görmesiydi.

Share.

Leave A Reply