Türkiye ve Dünyada Sendikaların Kısa Tarihçesi

0

DÜNYADA SENDİKALARIN KISA TARİHÇESİ

Sendikalar işçi sınıfı hareketinin bir parçası olarak, Sanayi Devrimi nden sonra ortaya çıktılar.

1650li yıllara doğru İngilterede Sanayi Devrimi ortaya çıktı. Buhar enerjisinin üretimde kullanılmasıyla ortaya çıkan bu dönüşüm Kapitalist Üretim Sistemi olarak adlandırılan yeni bir üretim sisteminin de habercisiydi.

Sanayi Devrimi yeni teknolojik gelişmelerin de hazırlayıcısı oldu. Zanaatkarın, köylünün artık geçinemeyerek kentlerde kurulan fabrikalara akarak işçileşme sürecine girdiler.

Çalışma ve yaşama koşullarının gittikçe ağırlaşması işçi hareketlerinin doğmasına neden oldu.

Fabrika sisteminin aynı anda çok sayıda kişinin yan yana çalıştığı bir sistem olması işçilerin bir araya gelişini kolaylaştırıyordu.

Başlangıçta işçi eylemleri örgütsüz biçimde kendiliğinden gelişiyordu. Genellikle ağır çalışma koşullarına karşı anlık öfkeler biçimindeydi.

İş koşullarının daha da kötüleşmesi, kadın ve çocuk emeğinin ağır ve tehlikeli işlerde de sınırsızca kullanılması tepkilerin daha büyümesini sağladı. İşçilerin olumsuz olan ve giderek olumsuzlaşan koşullara ilk tepkisi, makina kırıcılığı biçiminde ortaya çıktı.

Süreci yardımlaşma dernekleri izledi.

Bunlar, işçilerin örgütlü biçimdeki çözüm arayışlarıydı. Aynı mesleğe sahip işçilerin kendi aralarında kurdukları örgütlenmeler oluştu. Bir nevi yardımlaşma sandıklarıydı.

Bu sandıklarda çalışma koşulları nedeniyle hastalanan, iş göremez hale gelenlere yardımlar yapılırdı Zaman içinde yardım sandıkları grev ve direnişleri de örgütlemeye başladı. İşçi hareketi giderek güç kazandı. İşçi sınıfı yardımlaşma sandıkları şeklinde başlattığı deneyimini geliştirerek sendikal yapıları oluşturdu.

Bugünkü sendikalara benzer özellikte bilinen ilk sendikal örgütlenmeler 1700 lü yılların başında İngilterede ortaya çıktı Bunların çoğunluğu meslek sendikalarıydı.

İşçi sınıfı yasal anlamda sendikalarına kavuşmak için uzun yıllar mücadele etti. İlk kurulduğu yerlerde illegal çalışmak zorunda kaldı. Sendikal birlikler şeklinde kurulan ilk örgütlenme çalışmalarının üzerinden 100 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra 1820 yılında yine İngilterede ilk yasal sendika kuruldu.

 

TÜRKİYE’DE SENDİKALARIN KISA TARİHÇESİ

Türkiyede sendikalar Batıdaki örneklerine göre çok ileri tarihlerde ortaya çıktı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde belli üretim dalları dışında sanayileşme yaşanamadığından işçi sınıfının ortaya çıkışı olarak sendikaların ortaya çıkması da batıdaki örneklere göre ileri tarihlerde oldu.

İmparatorluk döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830’lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. Bunlara karşı İmparatorluğun çıkardığı “nizamnameler” oldukça sertti. Üretimin durdurulması (grev) vatan hainliği olarak değerlendirilerek ölümle cezalandırılıyordu .

Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir.

1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti (İşçi Severler Derneği) kimi araştırmacılar tarafından ilk sendika olarak tanımlansa da asıl olarak yardımlaşma sandığı işlevine sahip bir örgütlenmeydi.

İmparatorluğun son yıllarına doğru işçi hareketi ve sendikal faaliyet bakımından bir hareketlenme gözlendi. 1908 yılında II.Meşrutiyetin ilanının izleyen günlerde, var olan siyasal hareketlilikten etkilenerek Anayasaya örgütlenme hakkıyla ilgili hükümler konulması üzerine, başta İstanbul ve Selanik olmak üzere çeşitli işkollarının geliştiği bölgelerde çok sayıda sendika kuruldu. Yaygın

grevlere gidildi Siyasi iktidar değişse de, grevlere karşı tutumun değişmediği İttihat Terakki’nin uyguladığı sert yöntemlerden anlaşıldı.

Cumhuriyet sonrası işçi hareketi ve sendikacılığın gelişmesinde sanayileşme hareketlerinin büyük etkisi oldu.

Osmanlıdan alınan güçlü bir sanayileşme ve kitlesel anlamda işçi bulunmuyordu.

Sanayileşme alanında asıl atılım 1930 sonrasında başladı. İzleyen yıllarda kurulan Şeker fabrikaları, Sümerbank, Kömür işletmeleri, Karabük Demir çelik, Türk Petrolleri, Kağıt fabrikaları devlet eli ile oluşturulan sanayi girişimleriydi. Bunları diğer işletmeler izledi.İmalat sanayinde yeni yeni fabrikaların kurulmasıyla işçi sayısında büyük artışlar oldu. Ancak çalışanların “sınıf” temelinde birleşmeleri

yasaktı.Dolayısıyla sendikaların kuruluşu yasaktı.

İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyen bir yasa kaçınılmaz hale geldi. 1936 yılında ilk İş Kanunu çıkarıldı.

İkinci Dünya Savaşının bitiminde dünyada demokrasi rüzgarları esiyordu. Türkiye’de bu etki ile süratle çok partili düzene geçti. 1945/46 yıllarında Çalışma Bakanlığı, İş bulma Kurumu ve İşçi Sigortaları Kurumu kuruldu. Sendikasız bir demokrasi olamazdı

1947 yılında ilk Sendikalar kanunu çıkartıldı ve ilk kez yasal zeminde sendikalar kuruldu ve faaliyet gösterme çabasına girdiler.

Çabası diyoruz çünkü toplu iş sözleşmesi ve grev yasası çıkarılmadı.

Toplu sözleşme ve grev hakkı vaadini yerine getirmeyen siyasi iktidara karşı, işçi sendikaları 1952 yılında birleşerek TÜRK-İŞ i kurdular.(TÜRK İŞİ DEVLET KURDU????)

Sendikaların varlığına karşı grevsiz ve yetersiz toplu pazarlık hakkıyla faaliyet gösterdiğinden işçi haklarının korunmasında yeterince etkin olunamadı. 1961 Anayasasında ilk kez “grev hakkına” yer verildi. 1963 Kavel grevinde, grev hakkının Anayasada bulunmasının yeterli olmadığı, grev hakının uygulama esas ve koşullarını gösterecek bir “Grev Yasası” ihtiyacı çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı.

1963 de yeni bir Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu Sözleşme Grev Yasası çıkarıldı .

1966’da yaşanan Paşabahçe grevine dayanışma gösterilmesi konusunda Türk-İş’e bağlı sendikalar arasında görüş ayrılığı çıktı. Dayanışma göstermek isteyen sendikalar; Sendikalar Arası Dayanışma (SADA) biçiminde birleşerek, greve sahip çıktılar. Türk-İş bu sendikaların üyeliklerini askıya aldı.

13 Şubat 1967 tarihinde, bu sendikalardan T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikalarını kurdular.1960-1980 arası dönemde ülkedeki siyasal yaşamın da zenginliğine bağlı olarak çok sayıda sendika kuruldu. Uzun ve etkili grevler, direnişler yaşandı. 1967 de Disk kuruldu.

51 yıl aradan sonra ilk kez 1976 yılında 1 mayıslar kutlanmaya başlandı Yaygın ve uzun süreli kitlesel grevlerle 1980’lere gelindi. (15-16 haziran, Tariş-Gültepe…)

 

KAMU ÇALIŞANLARI (MEMUR) SENDİKALARININ KISA TARİHÇESİ

“Takrir-i Sükun” (1925) yasaklarını izleyen yasakçı “tek parti yönetimi” zamanında varlık gösteremeyen memur örgütleri 1946’da yeniden boy vermeye başladılar. Mahalli düzeydeki öğretmen dernekleri 1946’da “Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu” nu kurdular.

1961 Anayasası’nın 46. maddesi sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. Anayasanın bu hükmü uyarınca, 1965’te çıkarılan 624 sayılı “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyordu, öte yandan işyeri, meslek ve statü (kademe) temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu. Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve

1971’e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu. Birleşen bazı sendikalar “Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu” ve “Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu” adıyla üst örgütlenmeler yarattılar. Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan memur sendikaları içinde ve T. İLK-SEN 15-19 Aralİk 1969’da gerçekleştirdikleri 4 günlük “genel öğretmen boykotu” ile dikkati çekmektedir. 160 bin civarİnda öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye’sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, işçi sınıfı tarihinin önemli grevlerinden “meşru mücadele” anlayışının oluşmasında kritik bir rol oynamıştır

12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliği ile Anayasanın 46. maddesindeki ‘çalışanlar’ ibaresi yerine ‘işçiler’ ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de ‘memurlar siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar’ biçiminde değiştirilmesiyle memurların sendikalaşma hakkı ortadan kaldırılmıştır. Anayasa ile kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlanmıştır.

1971’de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından memurlar 1980’e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdiler. TÖS ve T.İLK-SEN’in yerine TÖB-DER kuruldu. (1971) Tüm-Der, Mem-Der gibi tüm memurları kapsamayı amaçlayan memur derneklerinin yanı sıra TRT-DER, GENEL-DER, EGO-DER, DDY-DER, TEK-DER, SAYIŞTAY-DER gibi işyeri eksenli memur dernekleri ile daha genel ve kapsayİcİ nitelikteki TÜS-DER, POL-DER, ENERJİ-DER, TÜM SAĞLIK-DER, TÜMAS, TÜM-ÖD gibi mesleki temelde dernekler kuruldu. 1971-1980 döneminde de tıpkı sendikalı dönemde (1965-1971) olduğu gibi, emekçilerin birliğini ve gücünü bölmeye dönük örgütler ortaya çıkmıştı. POL-BİR, Akıncı Memurlar Derneği, Ülkücü Kamu Derneği gibi. 12 Eylül darbesi tüm işçi ve emekçi örgütlerine olduğu gibi, memur derneklerine de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce memur örgütsel faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu. 1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı.

1986’da eski TÖS, T.İLK-SEN ve TÖB-DER yönetici ve üyelerince çıkarılmaya başlanan “abece dergisi” örgütlenme arayışlarını 1988’de çalışan öğretmenlerin üye olamadığı ama “fahri üye” olabildiği EĞİT-DER kurulmuştu. Yerel yönetimler, ulaştİrma, sağlİk sektörlerde de yaygİnlaşan dernekler, sendikalaşmanın “bir laboratuar çalışması” olarak önemli işlevler gördüler. 1989’da EĞİTDER’in

düzenlediği “Uluslararası Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Kurultayı” ile sendikalaşma arayışları yeni bir evreye, “girişim evresine” taşındı Bu gelişmede işçi sınıfının 12 Eylül yıllarında uğranılan hak kayıplarını telafi etmeye dönük “1989 Bahar ve 1990’daki “madenci yürüyüşü”nün önemli bir itici rol oynadığı bilinmektedir. 28.05.1990’da Ankara’da kurulan ilk memur sendikası

EĞİTİM-İŞ’i Temmuz 1990’da İstanbul’da KAM-SEN, 13.11.1990’da İstanbul’da EĞİT-SEN izledi. Kendilerine artık “kapıkulu zihniyetini” çağrıştıran “memur” yerine “kamu çalışanı” ya da “kamu emekçisi” diyen kamu görevlilerinin sendikalaşması çığ gibi başladı

Tüm Maliye-Sen, Tüm Sağlİk-Sen, Tarİm-Sen, Hava-Sen, Tüm Haber-Sen, Enerji-Sen, Yapİ Yol-Sen, Turizm-Sen, Tüm Sosyal-Sen, Tüm Yargİ-Sen, Tüm Enerji-Sen, Kültür-Sen, Banka-Sen, Emekli-Sen, ÖES, Tüm Ray-Sen, Demiryol-Sen vb. Bu sendikaların pek çoğu güç ve eylem birliği yaparak “Kamu Çalışanları Platformu”nu, daha sonra da “Kamu çalışanları sendikaları Platformu”nu oluşturdular. Eğitim-İş’in başını  çektiği bir kısım sendika ise “Eşgüdüm Komitesi”ni oluşturdular. Kamu emekçilerinin baskıcı ve yasakçı politikalara karşın bağımsız bir doğrultuda gelişen ve hİzla kitleselleşen sendikal hareketini bölmeye ve baskı altına almaya dönük girişimler gecikmedi. Kamu emekçilerinin “hak verilmez, alınır” şiarıyla sendikalarını kurduğu, sendikaların kapılarına

vurulan mühürleri söktüğü günlerde sendika hakkının anayasada bulunmadığını, sendikaların illegal olduğunu savunan “Türkiye Çalışanları Vakfı” ve çevresi hiçbir yasal ya da anayasal değişiklik olmadığı halde 1992’de birdenbire T.KAMU-SEN adıyla bir konfederasyon ve bağlı sendikalarını kuruverdiler. Devlet güdümlü, aşırı milliyetçi çizgideki bu sendikaların kuruluşunun ardından, bu kez de 1995’te Memur-Sen adında bir konfederasyon oluşturuldu. Pek çok sendikayı bünyesinde toplayan KÇSP, bir çok fiili ve meşru eylemden sonra 3 Temmuz 1991’de %18’lik zamlara karşı

fiili yürüyüş gerçekleştirdi. Kamu emekçilerinin mücadele çizgisi giderek güçlenmeye başladı. Bunun üzerine 14.09.1991 tarihinde genel merkezi valilik tarafından mühürlendi. Kamu çalışanları sendikalarına sahip çıkarak mühürleri söktü. 15.01.1992 tarihinde

Ankara’da, 26.01.1992 tarihinde İstanbul’da grevli, toplu sözleşmeli sendika talebiyle ilk yasal mitingler düzenlendi. 21 Aralık 1992’de Başbakanlığa tüm ülke kamu emekçilerinin katılımı ile yürüyüş gerçekleştirildi. 13 Mayıs 1992 tarihinde ücret yetersizliğini protesto amacıyla bordro yakma eylemi yapıldı. Kamu çalışanlarının hak arayışı ve demokrasi mücadelesi

yetkililer tarafından baskı, sürgün ve cezalarla karşılansa da bu mücadeleler sürecinde Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sözleşmeleri TBMM’nde onaylandı. 15 Haziran 1993’te bölge mitingleri, 27 Haziran 1993’te beş koldan Ankara yürüyüşü organize edildi. Kamu emekçilerinin bu yeni sendikacılık anlayışı geleneksel tarzda oluşmuş işçi sendikaların da hareketlendirdi.

03.01.1994 tarihinde “tüm çalışanların ortak genel grevi” yapıldı, %5 ek zam alındı. 20 Nisan 1995’de yeni bir eylem dalgası geliştirildi. 16-17 Haziran 1995 tarihinde Türkiye’nin her yerinden gelen kamu emekçileri Kızılay meydanını iki gün boyunca işgal ederek, grevsiz, toplu sözleşmesiz bir sendika yasasını kabul etmeyeceklerini açıkladılar. TBMM de ele alınan yasa tasarısının görüşmeleri ertelendi.

13.07.1995 tarihinde Anayasanın 53 maddesinde yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin sendikalaşma hakları anayasal düzeyde tanındı

Kamu emekçilerinin KÇSP ve Eşgüdüm Komitesi etrafında kümelenmiş olan sendikaları bir yandan birlik görüşmelerini yürütür ve işkolunda örgütlü sendikalarını birleştirirken, öte yandan da 08.12.1995’te KESK’i (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) kurdular. Kamu emekçilerinin toplu pazarlık ve grev haklarını tanımak istemeyen ve sendikaların bağımsız, fiili ve meşru gelişimini

kabul edemeyen siyasal iktidar ve yönetenler, sendikaları denetim altına almaya dönük yasa tasarısını 1998 Mart’ında TBMM gündemine getirdiler. Kamu emekçilerinin 4-5 Mart 1998’de Ankara’da ve izleyen günlerde pek çok yerleşim yerinde gerçekleştirdikleri direniş ve eylemlerle “sahte yasa tasarısı” püskürtüldü. Ne var ki, KESK’in ve kamu emekçilerinin tüm direniş ve karşı koyuşuna rağmen, sendikaları denetim altına almayı amaçlayan, ve toplusözleşme hakları gibi temel sendikal hak ve özgürlüklerden yoksun 4688 sayılı “Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu” 25.06.2001’de TBMM’nde kabul edildi.

Oysa halen anayasa hükmünde olan ILO sözleşmeleri uyarınca mamurların toplu iş sözleşmedi ve grev hakkı bulunuyor. Hata AHİM de devlet bu maddeye aykırı davrandığı için ceza aldı.

 

1960 a kadar gelişen süreçte işçi eylemleri daha çok kötü çalışma koşullarının düzletilmesi, sendika hakkının tanınması, ücretlerin iyileştirilmesi için yapılmış ve daha çok devlet denetiminde ki (iett, demiryolları, maden işletmeleri, posta memurları, ve 30 dan sonra liman işçileri, tütün işçileri, gibi özel şirketlerde de grevler yaşandı)

1960 1980e kadar artan seyirde örgütlenme var ve eylemlerin genel hattı, tis anlaşmazlığı üzerine grevler ve atılan işçileri geri aldırma direnişleri, yemek boykotları, 1 mayıslar, satan sendikacıları protesto eylemleri vs. örgütlülük yüksek  topyekün davranış özelliği var

80-84 arası durgun

84-89 bahar eylemleri , memur derneklerinin kuruluşu, sendikaların hareketlenme çabaları ve devam eden süreç

Share.

Leave A Reply